Yıllar önce, amerikada, sosyal psikoloji okuyan yakın bir arkadaşım, tatilden amerikaya döndükten sonra, yapageldiğimiz sohbetlere istinaden, çok ilginç bir kitap göndermişti:
“NOTES TO MEYSELF” yani, KENDİME NOTLAR. 
Yazarı, HUGH PRATHNER, amerikalı,  emekli bir edebiyat öğretmeni… büyük bir arzu ile okuduğum kitap, beni alıp, yerden yere vurmuştu. Kitabı, TÜRKÇEMİZ’e çevirmeyi planlamış, nasıl olduysa, yapamamıştım.
Buyrun size, bir günah.
Kitabın önsözünde, PRATHNER şöyle diyordu:
Her sabah, sevgiyle gökyüzüne bakabiliyorsam, neşe içinde yaşamaklığımın nefesini, içime çekiyor, karımın boynuna, kollarımı dolayabiliyorsam… SANIRIM henüz geç kalmamışım…xxx
“” bulutlar gitti—kalbim,ömrüm ve ben—çok uzun bir yoldan geldik…””mısralarımı, biraz da PRATHER’a özenerek, buraya alıyorum.
Bu dizeleri, 1993 baharında, o zaman nişanlı olduğum eşim, DENİZ HANIM için yazmıştım.
Haliyle, ona olan düşkünlüğümden, neredeyse, burnumun ucunu dahi göremiyordum.
İnsanın zihinsel çerçevesi, YANİ İÇİNDEKİ “”ÖTESİ””, kat be kattır, ZOR ANLAŞILIR.
 O zaman bu dizeleri yazarken düşündüğüm/düşündüklerim ile şu anda, 71 yaşımda, okurken içimde uyanan çağrışımlar, elbetteki, son derece farklı.
Kısaca, bu çağrışımlar üzerinde eyleşerek, dünyaya yani YAŞAMA bakmak istiyorum.
71 yaş, ne dersiniz, hiç de fena bir yaş değil, DEĞİL Mİ.
 Şu anda bu yazıyı klavyelediğim MASAMDA,  güney yönüne baktığımda, geniş bir “V” harfi gibi açılan, üzüm bağları, değişik ağaçlı ve batıya doğru, hayli dik, kayalık üzeri, tipik AKDENİZ bitki örtülü bir doğa görülüyor.  
Bu geniş “ V” görünüşü,şimdi bana, bir ufka uzanan bitimsiz bir yol gibi görünüyor.
Yazı masama, tahminen, 600,700 metre uzaklıkta olan, “” V”” nin, her iki kenarının kesişme noktasına varıldığında, UÇSUZ BUCAKSIZ bir deryaya açılacakmışız hissi uyanıyor insanda. Belkide dünyanın “ sonuna” akan, devasa bir su…  
Kendimi bir yandan, bizden önceki kuşakların bu yaşlarda hissettikleri, bizim de gözlemleyebildiğimiz , İHTİYARlık gibi hissetmiyorum.
Henüz işimizin bitmediğini hissediyorum.
Öte yandan da, kaçınılmaz sona doğru yaklaştıkça, içimde, bir yerlerde, anlaşılmaz ötelerin, sözcüğe dökemeyeceğimi düşündüğüm “hislenmeleri” sessizce köpürüyor.
Garip, tuhaf, kozmik mi desem, bir çaresizlik ırmağının akışını, derinliğimde takip(mi) ediyorum.
İnsan türü olarak, doğada öleceğini bilen, yegâne canlıyız.
Bu halimize yakın olan hayvan, FİL olabilir.Zira filler, iç güdüsel olarak, öleceklerini duyumsar ve belli bir bölgede toplanır, ölmeyi beklerler’miş.
Biz de ölmeyi bekliyor muyuz!
Sanmıyorum. 
Ama ölümü -öleceğimizi bildiğimiz halde, bir türlü kabullenmediğimiz de, ayrı bir gerçeklik.
Neden acaba!
Bu “nedeni”, kendi üzerimde,  çekinmeden- yalana dolana sapmadan, içimdeki “ benden içeri” ile tartışmak, sanırım HOŞ olur.
Ne kadar becerebilirim, bilmiyorum. 
Ama duyumsadığım sarsılmaz duygu şu! “ içimdeki “” BENDEN İÇERİ” ile dış dünyaya baktığımda, çaresiz çelişen- dövüşen- yatışmayan “ saçma sapan dünya gerçekliği”, tuhaf bir “”psişik” dengesizliğe yol açıyor. “” ötekinin gösterip, bildirdikleri ile”, ezan-kilise- komünist manifesto- dünya proleter kardeşliği- kozmetik sanayinin ürünleri- saç boyaları- binbir çeşit don/ gömlek…
Ordular, asker istiyor.
Dinler, itaatkar mümin.
Sanayi ürünleri, sadık tüketici.
Ve daha, bilemediğim, uzanamadığım neler neler…
Bu bir melankoli mi!
Ruhsal ( spiritüel) dengesizlik mi.
CENGİZ HAN, zamanın dünyasının, neredeyse, yarıdan fazlasını “işgal” etti, taş taş üstünde bırakmadı.
AKSAK TİMUR, kellerden tepeler yapıp, yaktı yıktı, İZMİR’e kadar, ANADOLU’nun canına okudu.
Bilmem ne rahipleri, güney amerikayı KILIÇTAN geçirip, Hristiyan yaptılar…
Allah benimle konuştu diyen, ( kuranı kerim, alak suresi, 1. Ayet), elçi Muhammed ve ardılları, afrika’yı- asya’yı kana bulamadılar mı!
Bunların hiç biri, şu anda UMURUM değil.
HADİ şimdilik yazımızı, DRANAS’ın okumaya doyamadığım KAR şiirinin, son bölümü ile bitirelim. Şimdilik kaydıyla elbette…
Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram...
Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.
Kendinizin ve gönlünüzün peşini bırakmayın. Bırakın başkaları, ne derlerse desinler.
Hatalarımla kabahatlarımla sevaplarımla…büyük gönül yoldaşım, DENİZ HANIM’ın ellerinden öperek…
Görüşmek üzere.