Mersin Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Veysel Sarı Çanakkale kara savaşlarının 94 Yıl dönümü nedeniyle bir mesaj yayınladı.
Veysel Sarı, “Türk’ün var olma mücadelesinin en önemli savaşlarından birisi olan ve tüm Dünyanın parmaklarını ısırdığı emsali görülmemiş zaferin komutanı Mustafa Kemal Atatürk’e bu nedenle de bir kez daha en samimi duygularla şükranlarımızı sunmak zorundayız” diyerek sözlerine başladı.
Bu emsali görülmemiş savaşın tarihin sayfalarında yer alan “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” sözünün açılımını da her Türk evladının bilmesi gerektiğine dikkat çeken Veysel Sarı sözlerini şöyle sürdürdü.
Tarihin yazdığı gibi ;
Mustafa Kemal ATATÜRK ‘ün 25 Nisan 1915’te 261 rakımlı tepedeki askerin Conkbayırı’na kaçtığını görmesi ile önlerine geçerek ; “Niçin kaçıyorsunuz?” Sorusuna, “Efendim düşman çok kalabalık“, diyen askerlerine; “düşmandan kaçılmaz”, “cephanemiz bitti yakınmalarına ise cephaneniz yoksa süngünüz var, süngü tak “ diyerek askerine moral veren ve 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de 57.Alay’a katan Mustafa Kemal ATATÜRK, savaşırken tamamı hayatını kaybeden ve Çanakkale kara savaşlarını kazanarak ülkemizi işgallerden kurtarark Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş temellerini Çanakkale’de atan kahraman 57 alaya
“Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir”. Dediğini hatırlatan Veysel Sarı Bu önemli savaşı en iyi sözlerin, İstiklal marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy’un “Atatürk ve Çanakkale “ adlı şiirini de hatırlatarak sözlerini sonlandırdı.
Atatürk ve Çanakkale
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
“Bu taşındır” diyerek Kabe’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
Ebr-i nisanı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
