Bir zamanlar MERSİN”
Adında , son derece şirin bir “face(*)” ortamı vardı.
Tahmin edileceği gibi, son yüz yıllık bir zaman dilimindeki “Mersin’in” fotoğraflarını ve bu fotoğraflara yapılan yorumları içeriyordu.
Bu yazının ilk klavyeye alındığı günlerde, bunalmış, ayrılmak istemiştim. Yönetici kardeşim, kalmam için , öyle içten rica etti ki, kendisini kıramadım.
ANCAK, bu satırlarda,neden ayrılmak istediğimi, ayrıntılı görüngülerimle, tespitlerimi , sizlerle paylaşmak dileğindeyim.
Bugüne değin, ülkemde yaşarken kesinlikle tespit ettiğim, UĞURSUZLUKLARI, gerektiğinde, BAŞLIKLAR halinde yazacağım…
DOĞDUĞUM TARSUS, İL’İM MERSİN MERKEZ ve ülkemin diğer kentleri, kesinlikle şehir değildir. NEDİR PEKİ !
BAŞI BOZUKLUKTUR…
Ve paylaşıyorum…
Kim, nasıl anlarsa,ne anlarsa anlasın.
Okumak,anlamak, yorum yapmak özgürcedir.
((
Doğançay köyü, FINDIKPINARI yaylasının yolu üzerinde, KUZUCUBELEN köyünü geçer geçmez, sol tarafınıza düşen, hafif bir çanak yapının içinde, kendi halinde bir yer…
Barbar mersin’den buraya kaçıyorum))
Bu yaşıma kadar, ülkemizin,yaklaşık % 55,60 gibi bir oranda, dağını/taşını/ovasını/vadisini/köyünü/kasabasını gezdim,gücüm yettiği ölçüde de, gezeceğim.
O tarihde, bu yazıyı klavyeye aldığım günlerde, 15 gün kadar 3200 kmlik bir memleket gezisinden dönmüştüm.
Öncelikle:
Burhanettin KOCAMAZ, ilk okul numarası 364, 5 yıllık sıra “ arkadaşım”…
Ardından Vahap Seçer’e yazdım, yazıyorum, diyorum ki, burhanettin kocamaza, beş yıl boyunca yazdım, kentimizin merkezine, adam gibi ,insana yakışır bir “”ABDESTHANE”” ( ayak yolu) YAAAAP dedim.
YAPMADI.
Bugün 18 TEMMUZ 2026, hâlâ ÇARŞI MERKEZİNDE, insan gibi şaaa’pacağımız bir tuvalet yok…
(( bu arada, şunu da belirtelim ki, sahil şeridimize yapılan BAZI tuvaletlerin, kimi BARBARLAR tarafından kırılıp dökülmeleri de, apayrı bir insanlık AYIBIDIR…))
Tabi bizim belediyede başkanlık odamız, o odanın da, dübürümüzün sağlığına uygun AYAK YOLU YOK.
Gerçi…
ULU CAMİ’nin altında bir tane var.
Ama..
Hayvan bile girmez oraya.
Yanıldım,şaştım bir tarihte girmiştim. Evime gelir gelmez , ayakkabılarımı , bilerek,KAPININ önünde(!) bırakıp, soluğu banyomda aldım.
KIRKLANDIM…
Ben titiz adamım arkadaş.
Nolur, nolmaz…
Pekiiii, efendiler…
Bir toplumun gelişmişlik durumunu,nasıl ölçersiniz!
Yahut anlarsınız!
Hangi ölçüleri kullanırsınız!
Ben, ülkemizin,en sıra dışı ceza sosyoloğu,rahmetli ORDİNARYÜS PROFÖSÖR SULHİ DÖNMEZER’in öğrencisiyim.
AKADEMİ birinci sınıfta, DÖNMEZER Hoca’nın derslerini kaçırmazdım.
Ne öğrendim DÖNMEZER’den! ?
BİR TOPLUMUN,( öncelikle maddi ) , UYGARLIK ANLAYIŞINDA,HANGİ ÇİZGİDE OLDUĞUNU ANLAMAK İÇİN, O TOPLUM BİREYLERİNİN,TOPLUCA KULLANDIKLARI,ORTAK ALANLARA BAKMAK YETERLİDİR “” demişti” HOCAM…
Bu son 3200 km’lik gezimizin dönüşü:
Bir sabah,MUĞLA-SARIGERME köyünden hareketle, FETHİYE- KORKUTELİ- BURDUR/Bucak -Ağlasun -Beyşehir ve konya üzerinden EREĞLİ yapıp,otabana çıkarak, evimize geldik.
Eşim tarafından, derhal “karantinaya” alındık.
Çünkü, FETHİYE’den sonraki çizgide bulunan mola yerlerinde,SHELL ve OPET hariç, hiçbir durağın AYAK YOLU, bırakın insanı,hayvanın bile girebileceği durumda değildi.
Bu açıdan, bu yok etme/kirletme/ zarar verme “ ATA SPORUMUZU” dikkate alırsak…
CUMHURİYET’in kuruluş yıllarından itibaren, “akdenizin incisi” diye,kendimizi geceler boyu kandırıp, hayallere daldığımız bu KENT, düzenli olarak, KOSTANTİN KAVAVİS’in , ERDAL ALOVA tarafından dilimize kazandırılan,ünlü kitabı, BARBARLARI BEKLERKEN’e rahmet okutacak tarzda, BARBARLARI beklemek yerine, kendi gönül rızasıyla,BARBARLARIN KOYNUNA girip, kendini iğfal ettirmiş bir “ organizmadır”…
“Hüseyin Bey, vali şenol engin zamanında,valilik ikametgâhının ,iç mekân durumunun,tadilât işini almıştık.Öncelikle duvar kâğıtlarını kazıyacak, takiben astarlara geçip, boyayacaktık.
Bu kazıma esnasında malam, orta sert halde bulunan ,kabarık bir katmana ulaştı ve yukarıya doğru hareket edemedi.Katmanın altına girerek,dikkatlice kabartarak,kaldırdım.
Kocaman , birkaç kez katlanmış , desenli bir kâğıt plakası çıktı ortaya.””
NEYMİŞ bu plaka!
“” Mithat Toroğlu zamanında, PRF JANSEN’e yaptırılan,MERSİN ŞEHİR PLANINI, birileri, derdest edip, valiliğin iç mekân duvarında, kaplama malzemesi olarak kullanmış” demez mi , televizyon programımı,hararetle takip edip, benimle sohbete gelen, MERSİN sevdalısı bir “boyacı” kardeşimiz.
SÖZ konusu facede:
Sürekli Mersin’in kiremit çatılı, tipik akdeniz mimarili , denize dikine kavuşup, tuz ve iyot kokan esintileri,iç mahallelere taşıyan fotoğraflar paylaşılıp,duruluyor.
SONRA da, avını parçalamış timsah gibi, habire GÖZYAŞI eşliğinde, yazılar yazıp, mazohist duygularla,omuz omuza veriyoruz.
Peki, lütfen söyler misiniz!
1928 ya da 29’da , bir italyan mimarın çizdiği , KASAPLAR ÇARŞISI, yıllardır kokar da kokar.
Hem de ne kokar.
Pisliğini tarif etmek olanaksız.
Hep böyle mi kokacak???
NE ZAMAN ADAM GİBİ, BİR TADİLAT GÖRECEK, MERSİN’İN BU ABİDE YAPISI…
Şimdi…
GELELİM AYNI BÖLGEDEKİ, BALIK PAZARINA!!!
Yıllardır,çarşıdaki BALIK pazarından, tek bir balık bile almam.
NEDEN!
Hiçbir balık tezgâhında, FİAT yazmaz da ondan.
Barbun kaça kaptan dersin!
Yanıt çok ilginçtir… YAPARIZ bir şeyler abime!
İşte size,bize, hepimize MERSİN...
BOZDUR,BOZDUR HARCA…
Bu arada bildirmek zorundayım. Sosyoloji hocam, DÖNMEZER'i anmamdan dolayı, her nedense, BU YAZI İLK YAYINLANDIĞINDA , bana HAKARET etmekten çekinmeyenler de oldu.
HAKARET… EVET HAKARET… BİR KENTİN HOŞLUĞUNU DÜŞÜNMEK, KARA,ÇAPAÇUL HATALARINI GÖRÜP, SERGİLEMEK, HAKARET EDİLMENİZ İÇİN, YETERLİDİR BU KENTTE…
BUGÜN 18 Temmuz 2026…
Tarsus ve MERSİN, çok ciddi bir betonlaşma SARMALINDADIR.
KUYULUK sapağından dönüp, MEZİTLİ’ye inerken GÖRÜLEN “” RESİM””…
Batı gişesinden, TARSUS’a girerken görülen, şehri, ÇİN SEDDİ gibi çeviren yüksek binalar mı “uygarlık” işareti…
ANLAŞILIYOR Kİ, birbirimizi okuyup,anlayıp, gelişmiş bir insan gibi tartışabilmemiz için, daha , hayli zaman gerek.
ÖYLE ÖTEYE BERİYE, “” MEMNİYETLE” tabelaları asmakla, alt üst geçit yapmakla, hizmet edildiğini sanmak, göz boyamaktan öte bir şey değildir.
Elbette, bir kentteki “ulaşımı” rahatlatmak, önemli bir kaldıraçtır. Ama temel işlev değildir. Bunun arkasında, MAALESEF, motorlu araç firmalarının, bitmek tükenmek bilmeyen SATIŞ iştahlarını, dikkate almak zorundayız.
Son söz: Rahmetli OKAN MERZECİ’nin birinci başkanlık döneminde, bir vesile ile yanındaydım. Meşhur taş binanın, başkanlık odasında.
Benim bildiğim Mersin’de,seçmenle, bu denli doğal-abi kardeş gibi ilişkisi olan bir başkan yoktur. NEYSE…
Abi dedim, “ inşaatlaşmaya” bir çeki düzen ver, MERSİN yarın, beton ısınmasından dolayı, özellikle şehir içi, tahammül edilmez bir sevyede, ISINACAK…
Efendim…