Akkuyu Nükleer Enerji Santralinde; ÇED raporuna ilişkin karara karşı TMMOB tarafından açılan dava daha devam ederken 3 Nisan 2018 tarihinde üstelik de 1-7 Nisan tarihlerinde kutlanan Kanserle Savaş Haftasında temel atma töreni gerçekleştirildi.
Çernobil ve FukiÅŸima Nükleer Enerji Santrallerinde yaÅŸanan kaza sonrası nükleer santrallere yönelik kamuoyunda ortaya çıkan tehlike algısı ve gerçekliÄŸi toplum tarafından bu kadar iyi anlaşılmışken AKP`nin nükleer ısrarını dikkatle deÄŸerlendirmek zorundayız. Üstelik Türkiye`nin 85 Bin megawattlık bir kurulu gücü varken yani daha açık bir ifade ile ülkenin hali hazırda bu enerjiye ihtiyacı yokken… Yenilenebilir enerji yatırımlarında KWh başına birim yatırım bedeli her gün biraz daha azalırken… Resmi rakamlara göre Çernobil`de sızıntı sırasında 4 bin, FukuÅŸima` da ise 1700 kiÅŸi, Greenpeace raporlarına göre ise sonrasında sızıntıdan etkilenerek 200 bin insan ölmüÅŸken… Sadece bu iki santralde meydana gelen sızıntı nedeniyle ne kadarlık bir maddi zararın ortaya çıktığı daha hesaplanıp açıklanamazken… Santralin yaratacağı çevresel riskler projenin iptalini gerektirecek nitelikte olup bu durum daha yargı tarafından araÅŸtırılıp henüz bir karar verilmemiÅŸken… Deprem anında, Kıbrıs adasının batı ucundan Antalya`ya, doÄŸu ucundan İskenderun`a uzanan "Helenik-Kıbrıs yayı" ile "EcemiÅŸ fayı" hattında oluÅŸacak bir sıkışmadan da etkilenebilecekken… Kayıp – kaçak oranları hala bazı bölgelerde % 60-70`ler deyken… Enerji kullanımı ve tüketiminde verimlilik çok düÅŸükken… TEİAÅž projeksiyonlarındaki mevcut elektrik üretim kapasite raporlarına göre 2025 yılına kadar inÅŸa edilmesine karar verilen her iki santralin üreteceÄŸi enerjiye hiç ihtiyaç yokken… Enerji Bakanları ülkemizde elektrik arzı fazlası olduÄŸunu zaman zaman açıklarken… Mevcut elektrik enerjisi kurulu gücü inÅŸa edilen güç santralleriyle birlikte 2030`lara kadar oluÅŸabilecek elektrik enerjisi taleplerine cevap verebilecekken nükleer ve termik santral sevdasının hiçbir teknik açıklaması yoktur.
Riski, iÅŸletmeden kaynaklanan sorunları, teknolojisi ve maliyeti çok yüksek olması nedeniyle ciddi anlamda sorunlu olan bu yatırımlarda neden bu kadar ısrarcı olunduÄŸu ne yazık ki teknik olarak açıklanamamaktadır. Barajlardan 2-3 dolar cent ve hatta bazı barajlarda bunun altında elektrik elde edilirken, güneÅŸten, rüzgârdan ve hatta termik santrallerden çok daha ucuz maliyetle elektrik enerjisi üretimi yapılabiliyorken 12,5 dolar centten nükleer enerji alım garantisi verilmesini biz açıklayamıyoruz… Öncelikle bu enerji, iÅŸletme riskinin yüksek olması nedeniyle güvenilir deÄŸildir. Avrupa gibi bilinçli bir toplum nükleer enerjiden çıkış için 2022-2023 yıllarını bir milat olarak belirlemiÅŸtir. Dört Avrupa ülkesi bu enerjiyi tamamen terk edeceÄŸini deklare etmiÅŸtir. Bu geliÅŸmelere karşılık biz yatırım kararı alıyoruz.
Nükleer santral iÅŸletmesinin sürdürülebilir olması için nükleer endüstrisinin de gerekli ÅŸartları saÄŸlaması gereklidir. Santrali Kuran firmanın önemli tedarikçilerinden Siemens 2022 yılından itibaren bu sektörden çekileceÄŸini ve santraller için yedek parça üretmeyeceÄŸini belirtmiÅŸtir. Türkiye daha iÅŸin başında ciddi bir yedek parça sorunu ile karşı karşıya kalacaktır.
Yapılan bir diÄŸer yanlış da reaktör seçimi ile ilgilidir. Åžöyle ki; Akkuyu santralinde dünyada hala simülasyon aÅŸamasında ve hiçbir santralde denenmemiÅŸ olan ve Avrupa`daki kuruluÅŸlardan lisans alamamış olan VVER – 1200 model reaktör seçimi yapılmıştır. Türkiye deneme tahtası mıdır?
Rusya ile Türkiye arasında imzalanan anlaÅŸmaya göre santralde üretilen elektriÄŸin kWh` i 12,35 cent+KDV üzerinden alınacak. Bu fiyat oldukça yüksek bir fiyattır. Ruslara 15 yılda yaklaşık 70 milyar dolar ödenecektir. Bu, söz konusu santralin yatırım bedeli olan 22 milyar doların yaklaşık üç katıdır. Akkuyu NGS Åžirketi tarafından sunulan ÇED dosyasından anlaşılacağı üzere, enerjinin birim maliyeti kapsamı içine risk maliyetleri katılmamıştır. Bu maliyet kalemi enerjinin üretim maliyetine yansıtılmadığında gerçek anlamda projenin ne kadara mal olduÄŸu bilinemez. Ancak maliyet olarak iÅŸletme ve kurulma aÅŸamalarına yansıtılmayan bu risk maliyetinin, enerjinin satılması aÅŸamasında topluma bir maliyet olarak yükleneceÄŸi de unutulmamalıdır.
Her ÅŸeye raÄŸmen santralin kurulduÄŸunu ve fahiÅŸ fiyattan elektrik alınmasına raÄŸmen günün birinde olasılık dahilinde olan bir kazanın yaÅŸanması durumunda ülkemiz ortaya çıkacak olan ve santralin yatırım bedelinin yaklaşık on katına mal olabilecek bir tazminat yükünü nasıl karşılayacaktır?
Bu anlaÅŸmanın sonucunda doÄŸalgazın da büyük bir bölümünü ve diÄŸer enerji kaynağı maddelerinde bir kısmını Rusya`dan temin ettiÄŸimiz için ülkemiz Rusya`ya daha çok bağımlı hale gelmeyecek mi? Ülkenin dış politikası ve ekonomisi açısından bu ne kadar doÄŸrudur?
Deprem bölgesi ve atık depolama riski, iÅŸletme teknik personelinin deneyimsizliÄŸi ve yokluÄŸu, iletim hatlarının yetersizliÄŸi, çevre etkilerinin deÄŸerlendirilmemesi ve elektrik üretim maliyetinin yüksek olması ve en önemlisi temelden dışa bağımlılığı göz önüne alınmadan bu santraller konusunda ısrarcı olunmasının nedenleri yetkililerce açıklanamamaktadır.
Ülkemizin enerji alanı yaklaşık 20 yıldır önce özelleÅŸtirme sonra da serbestleÅŸtirme politikaları kapsamında yönetilmeye çalışılmıştır. Pek çok riski beraberinde getiren bu süreçte ortaya çıkan riskin temelinde ise plansız yatırım, bakımsız bırakılan iletim hatları, kar güdüsünün temel olduÄŸu piyasanın yarattığı açmazlar yatmaktadır. Kamunun 2000 yılında yatırımdan çekilmesi sonrasında enerjiye yatırım yapmak isteyen herkese lisans verildiÄŸi, doÄŸanın, kültürel kaynakların, ekolojinin ve havanın ve suyun hoyratlıkla kirletildiÄŸi bir dönem yaÅŸanmıştır. Ardından lisans tüccarlığının yatırımlara dönüÅŸmemesi endiÅŸesi baÅŸ göstermiÅŸ, bu kez piyasanın aksaklığı karşısında kamunun devreye girmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Ne yazık ki kamu yararı noktasında deÄŸil, sermaye gruplarını beslemek üzere kamu gücü devreye sokulmuÅŸtur. Alım garantili, yenilenebilir hedeflerinin sözde kaldığı, ÅŸirket çıkarlarını gözeten; adı "serbest", kendisi "yandaÅŸ" bir piyasa oluÅŸturulmuÅŸtur. Oysa enerji bir kamu hizmetidir ve kamu inisiyatifi esas olmalıdır. Ancak kamu idaresinin; ÅŸirketlerin deÄŸil, kamunun yararını gözetmesi gerektiÄŸi açıktır. Enerji yönetemeyenler ortaya çıkan yüksek faturayı her ay yapılan zamlarla halka ödetmeyi alışkanlık haline getirmiÅŸlerdir.
Saygılarımızla.
Ümit TÜRKMEN
Şube Başkanı
