MGC’de bir yönetim kurulu üyesinin küfürlü saldırısına uğrayan Serdar Keskinışık olayı köşesine taşıdı. fotohaber.net’in yorumuyla Serdar Keskinışık’ın köşe yazısını aynen yayınlıyoruz.
“Demokratik Laik Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerinden yana taraflıyız “ sloganı ile yayın hayatını sürdüren, bugüne kadar ortaya koyduğu yayın politikası ile birçok sağcı kişi ve kuruluşun sert eleştirilerine uğrayan gazeteci Serdar Keskinışık Mersin Gazeteciler Cemiyetinde sağcı televizyon kuruluşlarına haber gönderen ve son genel kurulda yönetim
kurulu üyesi yapılan Abdullah Biçer adlı şahsın küfürlü saldırısına uğradı.
Kurucuları arasında babası Ziya Keskinışık’ında yer aldığı ve üyesi olduğu Mersin Gazeteciler cemiyetinde de aynı şahıs tarafından küfür edilerek kovuldu.
Serdar Keskinışık, ne yazık ki, terbiye gibi bir kavramı özümseyememiş, gazetecilik bilgi ve kültür yoksununu olmasına karşın, basın meslek örgütüne üye ve yönetin kurulu üyesi yapılarak hak etmedikleri yere koyulan bir kişi tarafından saldırıya uğramıştır.
Böyle kişilere hak etmedikleri ve taşıyamayacakları payeyi vermenin sakıncaları da böylece bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Ayrıca bu kişi Mersin Büyükşehir belediye başkanı Macit Özcan’dan aldığı tavizle kendisini imtiyazlı eleman olarak görmesinin şımarıklığı içerisinde lümpen varı saldırılar sergilemesi ise oldukça düşündürücüdür.
Serdar Keskinışık’ın “GÜN OLA, HARMAN OLA” başlıklı köşe yazısı aynen şöyle.
Gün ola, harman ola.
Mersin Gazeteciler Cemiyeti çatısı altında bana karşı yapılan saldırı sonrası gazeteci arkadaşlarımın bir çoğunun desteğini gördüm. Aslını söylemek gerekirse ne kadar sevildiğimi de anlamış oldum…
Bunca yıl yazdığımız eleştirilerden ve cumhuriyetçi duruşumuzdan dolayı yığınla rahatsızlık duyanların olduğunu çok iyi bilmeme rağmen bu saldırı o yığınlardan daha fazla sevenlerimin olduğunu bana gösterdi bu da benim için umut verici.
Bu süre içerisinde bana “geçmiş olsun” demek için arayanların inanın ardı arkası kesilmedi. Hepsine buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum.
Bir yerin güvenilir ve ciddi bir kuruluş olup olmadığı aslında kriz anlarında belli olur. Bu tüm sivil toplum kuruluşları için geçerlidir. Ansızın ortaya çıkan olumsuz gelişmeler karşısında aldığınız kararlar sizin ciddi bir kurum olup olmadığınızı belirler. Ciddi misiniz yoksa tabeladan ibaret misiniz bu süreçte belli olur. Yani bir anlamda “takke düşer kel görünür”
Bunun için devamlı olarak “Ben geldim cemiyet ciddi bir kurum oldu hatta kurumlaştı” sözlerinizin aslında hiçbir anlamı da yoktur…Bunu hakkedecek kararlarınız ve eylemleriniz yok ise…
Şimdi cuma günü Mersin Gazeteciler Cemiyeti içerisinde bana karşı yapılmış ilkel saldırı ile ilgili bu süre içerisindeki gelişmelere daha doğrusu gelişemeyenlere değinmek istiyorum.
Mersin Gazeteciler Cemiyeti tüm Mersinli gazetecilerin örgütüdür. Bana yapıldığı gibi kimse kimseyi o çatı altından kovamaz. Gazeteciler o çatı altına gönül rahatlığı ile gelip, gidebilmelidir. Bu gönül rahatlığına ve birlikteliğe gölge düşürecek hareket ve konuşma yapan olursa da o ciddi kuruluşun başkanı ve yönetimi bunun önlemini alma sorumluluğunu da taşımaktadır. Eğer bu sorumluluğu taşıyamaz ve böyle büyük tepkiler çeken gelişmeler karşısında tavırsız, renksiz kalınırsa, sık sık söylemiş olduğunuz “ciddi kuruluş olduk” sözleriniz de sadece lafta kalır. Ayrıca ciddi olduğunuza da kimseyi inandıramazsınız.
Şimdi buraya kadar ne demek istediğimi anlatabildim sanırım. Birde yönetim kurulunun kimlerden oluşması gerektiğine değinmek istiyorum. Özellikle gazetecilik gibi gözde bir mesleği icra edenlerin, kendi mesleki kuruluşlarında yönetime girmesi çok önemlidir. Bu yönetime girecek olan gazetecilerin özellikle insanlarla ilişkileri, kamuoyundaki saygınlığı, mesleki derinliği ve eğitimi ön planda tutulmalıdır.
Gazeteciler cemiyeti gibi önemli bir kuruluşta yönetime alınacak kişilerin tüm bu kriterlere bakılmaksızın alınması ileride düzeltilmesi imkansız problemlere yol açabilir, açmaktadır da…
En son olarak MGC çatısı altında, yönetim kurulu üyesi tarafından bana yapılmış olan ilkel saldırı şimdiki başkanın ve yönetimin bu kriterleri önemsemediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca bir şeyi daha ortaya koymaktadır o da ciddi kuruluş olup olmadıklarını. Krizi yönlendirememiş ve hemen olaya el koyamamışlardır. Kamuoyunu tatmin edecek ve “hakikaten ciddi kuruluşmuş” dedirtecek hiçbir tavır ve kararı açıklayamamışlardır…
Dedim ya; ya ciddi bir kuruluşsunuzdur ya da tabeladan ibaretsinizdir…
Mersin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sayın Ahmet Ünal ve yönetim kurulu üyeleri saldırı olayının ardından başlarını tıpkı bir “deve kuşu gibi kuma gömmek” suretiyle bu fırtınalı havanın geçmesini beklemektedir…Bu da kendilerine hiçbir şey sağlamayacaktır.
Çünkü bir gazetecinin kendi örgütünün çatısı altında küfürlü saldırıya uğramasını hiç kimse suskun kalarak bertaraf edemez. Görüldüğü gibi edemedi de.
Bu tür suskunluklar, sessizlikler sadece o cemiyete zarardan başka bir şey kazandırmaz.
Ayrıca cemiyetler sadece başkandan ibarette değildir. Yönetim kurulları da başkan kadar yetkili ve etkili pozisyondadır…MGC yönetiminin de bu krizi anlayamadığını düşünmekteyim…Böylesine ilkel bir saldırı sonrası susmak, hemen disiplin kurulunu çalıştırmamak o yönetime utançtan ve eksiklikten başka hiçbir şey getirmeyecektir.
Gazeteciler her zaman için saldırıya uğrayabilirler. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Yazdığınız bir haberden veya yaptığınız bir yorumdan dolayı birilerini kızdırmış olabilirsiniz ve sırf bu yüzden darp da edilebilirsiniz. Burada yapacağınız ilk şey; kendi yayın organınızla ve cemiyetinizle bu saldırıya karşı mücadeleye girişmek olacaktır. Kamuoyu oluşturur ve kamu vicdanında o saldırganı zor duruma düşürürsünüz. Arkasından da yargıya baş vurarak hesap sorarsınız…Ama bu yoz saldırı sizin mesleki kuruluşunuzun çatısı altında gerçekleşmişse ne yaparsınız? O ciddi kuruluşun ilk olarak ciddi kararlar almasını beklersiniz…Bu süre içerisinde saldırının altında yatan asıl gerçekleri de araştırırsınız. Benim beklediğim gibi.
Evet bu yazımın sonunda şunları tekrarlamak istiyorum; Cuma günü başıma gelen bu ilkel saldırı sonrasında beni arama gereği duyan, geçmiş olsun dileklerini ileten, haberimi yapan (ki bu olayın haberini yapmayın, indirin o haberi denmesine rağmen) meslektaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum. Ben bu tür yoz saldırılara alışığım…Önemli olan kurumların ciddi kararlar almasıdır, disiplini çalıştıracak ciddiyette olmasıdır…Önemli olan haklının ve doğrunun yanında yer alabilmektir…Eee iyi de almayanlara ne diyelim…Gün ola harman ola diyelim…Gün ola harman ola…
Not: Benim çok sevdiğim bir slogan vardır. Bu yazımı da bu sloganla bitirmek istiyorum…
SUSMAK ORTAK OLMAKTIR
