Baykal’dan Başbakana “hodri meydan” | Foto Haber | İnternet Gazetesi
Baykal’dan Başbakana “hodri meydan”
21 Aralık 2008 Pazar 16:37
fotohaber.com.tr
Nur Serter başkanlığındaki CHP Kurultayında konuşan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal AKP Hükümetinin icraatları ile Başbakan’ın yandaş ve yakınlarını korumadaki tarcını eleştirip dokunulmazlıkların kaldırılması içinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a adet “hodri meydan” dedi.
"Tüzük değişikliği tarihi bir durum olacak. Bu kurultayımızı tarihi bir buluşma yapan tüzük değişikliği değildir. Kurultayın toplanma zamanı dünyadaki gelişmeler açısından önemlidir. Türkiye’deki gelişmeler açısından tarihi bir noktada bulunuyoruz. Dünya bir süreden beri içine girdiği yeni ekonomik kriz döneminde çok ciddi bir durum değerlendirmesi yapma gerektirmiştir. Sıradan olağan, konjonktürel bir sıkıntı olarak değerlendirilemez. Çok önemli bir yapısal nitelik taşıyan ve dünyaya hakim ekonomi politimalrının gözdeng eçirilmesini, irdelenmesini zorunlu kılan bir noktaya dünyayı getirmiştir. Piyasanın mutlak bir başarıyla çalışan, ekonomi kaynakları düzgün dağıtan, temel bir ekonomi triteri olduğuna dair inanç haklı olarak sorgulanmaya bayşlanmıştır., Neliberal ve libarel anlayışa dayalı ekonomi politikası sürdürülemez olduğu anlaşılmıştır. Herkes bunu sorgulamaya başlamıştır. dünya böyle bir krizi 1930’larda yaşanmıştı. 1930’lardan itibaren yeni düzenlemeler, çamlışanların hpaklarını güvence altına almaya yönelik düzenlemeler, kamunun yatırım zorunluluğu, ABD’de ekonomi politikasının, klasik politikaları öteleyen bir anlayışla ortaya atılması, aAvcrupa’da yeni sosyal düzenlemelerde, sendikal düzenlemelerde, sağlık ve sosyalg üvenlik ve eğitim düzenlemeleriyle liberal anlayışın özünde olmayan bir anlayışla bugüne kadar yeni ekonomi politikasını taşımıştır. Bugün karşılaştığımız kriz, sıradan bir ekonomik dağılma olarak görmek mümkün değildir. Temel zihniyetin değişmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Liberal zihniyetin, "bırakınız yapsınlar" anlayışının, serbest piyasa anlayışını bir temel kuram haline getiren zihniyetin artık sürdürülemez olduğunu; kar değil, sosyal adalet anlayışını saygı değer bir unsur olarak görme noktasına dünyayı getirmiştir.
Bu sosyal demokrat projenin daha da değer kazanacağının önemli bir işaretidir. Öyle bir noktaya gelmiştir ki piyasa, ekonomiye değil kültüre, hukuka, siyasete de egemen olmaya başlamıştı. Piyasa elbette etkili bir enstrümandır ama kısıtlı olduğunu da bilmek lazımdır.
Piyasa devleti artık kabul edilemez hale gelmiştir. Tekrar sosyal bilincin, dayanışmanın önemi ortaya çıkmaya başlamıştırl Önümüzdeki günlerde bu doğrultuda çok ciddi gelişmeler yaşanacaktır. bizlerde üzerimize düşen katkıyı elbette yapacağız. Ne liberal ekonominin sorgulandığı bir dönemdir bu. Aynı zamanda sosyal demokrat anlayışın bir evrensel geçerlik kazanmaya başladığı dönemde Türkiye’de aynı çıkmaza girdiğine şahit olduk. Bir Meclisin 3’te ikisini oluşturan tek bir iktidar bulunmaktadır. 6 yıl boyunca ortaya çıkan tablo kaygı vericidir. Paranın bol olduğu yıllarda iktidar olmuşlardır ancak gelinen nokta hayal kırıklığıdır. Büyüme 2 yıllık bir süre için 2005 sonuna kadar olumlu bir şekilde gerçekleşmiş. Ama para bolluğu egemen olduğu halde, az gelişmiş üleklerden farklı olarak Türkiye, 2006’dan itibaren çok ciddi ekonomik yavaşlamaya sonra küçülmeye girmiş bulunmaktadır. Türkiye’de izlenen ekonıomik politika, küresel dalgalanma karşısında şartları kendi lehimize kullanmaktan uzaktır. Türkiye’de nüfus artışı yüzde 1,5’tur. Büyüme ise yüzde 0,5. Bu yoksullaşma anlamına gelmektedir. Türikye artık adam başına gelir bakımından küçülmeye başlamıştır. Milli gelir de yüzde yarım noktasına gelmiştir. 2008 ekim ayında sanrayileşme hızı yüzde 8,5 küçülmüştür. imalat sanayi yüzde 10,3 küçülmüştür. Türikye’de 2008’in 4. üç aylık döneminde yüzde 0,5’in de geride kalacağını, daha büyük eksi küçülme aşamasına Türk ekonomisinin gelip dayanacağı bilinmektedir. 2009 yaşanan krizin de etkisini göstereceği için çok daha kaygı verici noktaya gelecektir ekonomi.
Türkiye küçülme noktasına gelmiştir. iflas, hükümetin IMF kapısına gitmesiyle anlaşılmıştır. IMF’den yardım talep eden kaç ülke var. 200 ülkeden kaç tanesi talep ediyor. Sadece biz gidiyoruz. Çünkü bu hükümetin ekonomi politikası iflas etmiştir de onun için IMF’ye gidiyoruz. Büyümede ve borçlanmada iflas etmiştir. 220 milyar dolar olan borç 500 milyar dolara çıkmış.
Cari açık diye bir problemimiz yoktu. Bunlar iş başına geldiğinde 600 milyar dolardı cari açığı. Şimdi 45 milyar dolar. Dış ticaret açığı var bunun arkasında. Bunun arkasında da KOBİ’lerin belinin kırılmış olması, yerli sanayinin öldürülmüş olması vardır. Sanayi, tarım, ticaret çökertildi. Türkiye bu cari açık ve borç olarak ödndü. Dünyada ekonomik şartlar değişince çökme büyük oldu. Artık gerçekler ortaya çıktı, makyaj döküldü. İşsizlik çift rakamlı aşamaya gelmiştir. İşsizliğin giderek aratacağı anlaşılmıştır. 2004’te enflasyon ne ise 2008’de de aynı rakamla karşı karşıyayız.
Tarımda fiyatlar çökmüş, girdi olağanüstü artış göstermiştir. Yüzde 400 gübre fiyatalrı artmış. Mazot aynı şekilde. Tarımın elindeki avucundaki haciz tehdidi altına girmiş. Bir metrekare arazi Kocaeli’de yarım Marlboro fiyatın asatılır hale gelmiş. Bu Türkiye’nin içine düştzüğü periyşanlığı göstermektedir. 16 çuval buğdaya 4 çuval güber alıyor çiftçi, üstüne 8 milyon para veriyor. Bunun altında AKP’nin ekonomi politikası anlayışı yatmaktadır. ESnaf büyük sıkıntı içindedir. Bu iktidarın taa ikinci dönemi başlamadan önce kararlaşmış olan hipermarket yasası çıkmamıştır. Bütün dünyada düzenleme var ama Türkiye söz vermesine rağmen olmamıştır. Türiye’De hala esnafımız hipermarketlerin tutsağı olmuştur. Türikye’de arazi rantçılığı ötesinde Türkiye ekonomsini ciddi bir şekilde tehdit eden sürecin başlangıcı haline gelmiştir.
Başbakan Türkiye’nin ekonomik sorunları ile ilgili çok değişik açıklamalar, çelişkiler içinde bocalayıp duruyor. Teğet geçer dedi ama olmadı. Taporlandı dedi, şimdi olayın ciddişyetini inkar edemez noktaya geldi. ’Bizi etkilemez’ söyleminden sonra ’hasta ağır, yatakta yatıyor, ben de doktorum. ona sen ağırsın desem ölür. Moral vermeye çalışıyorum. Giden hastaya gidiyorsun denmez ki.’ En son geldiği nokta bu. Hastaya moral vermek iyi de önce bir teşhis yap, emarını çe, ameliyatını yap. sonra merak etme iyi olacaksın diye moral ver. Hasta periyşan öldük diyor. sen moral veriyorsun sadece. Tekstil otomotiv periyan durumda. Herkes şikayetçi. Bu nokta da hala iyisin iyisin diyorsun. Başbakan yavaş yavaş hastanın ciddiyetini ifade etme noktasğına geldi. Öyle gözüküyor.
Yeni bir ekonomik politika anlayışına ihtiyaç var. Bu konuda gerekenleri en ciddi şekilde CHP olarak hazırlıyoruz. Önümüzdeki günlerde kamuoyuna bunu yansıtacağız.
Türkiye’de bu ekonomik sıkıntıların yanısıra yolsuzluklar konusu çok önemli. Yolsuzluklarla ilgili malesef Türkiye’de oratay çıkan tablonun başka ülkelerde zaman zaman rastalanan yolsuzluktan farklı olduğunu herkes anlayabilmiş değildir. Türkiye’de temel sorun artık yolsuzlukların bireysel kişisel ahlaki zaaflardan kaynaklanan tek tek ellerinde imkan bulunan kişilerin elinden çıkmayşa başlaması, sistematik hatta tukursallaşmış, dernekselleşmiş, müsesseseleşmiş ve kollektif; dayanışmayla gerçekleştirilen bir nitelik kazanmış olmasıdır. Dünyada görüyoruz yolsuzlukları kimin yaptığı belli. Hesap soruluyor ve bitiyor. Türkiye’De vücudun çok değşiik yerleri sıçramış kanser söz konusu. Müdahale edilmekten çıktı, Bünye bu iktidar döneminde çok tehlikeli biçimde yolsuzluğa bulaşmış bir görüntü veriyor. Bu yolsuzluklar karşısında iktidadrın tavrı da... siyaset yolsuzluktan hesap sorar. Türkiye’de siyasetten dolayı oluyor. Yolsuzluğu çözme yöntemi siyabet iken, Türkiye’de yolsuzluğun sistemi siyaset olmuş.
Başbakan’a ben 4 soru sordum. 7,5 milyon seçmenin sözcüsüyüm ben. Başbakana soruyorum. Başbakan ağzını bile açmıyor. 30 yıl önce evin önünde grev varmış. Gazeteler kaldırın bu çöpü diye haber yapmış. Başbakan bana öyle cevap veriyor. İktidara kadar yolsuzluğa bu sözlerle cevap veriyor. 30 yıl önceki çöpler, sendika ile anlaşma yapıldı ve kalktı. Biz o çöpleri kısa bir sürede kaldırdık. Peki senin önündeki çöpler ne zaman kalkacak? 30 yıl öncesinden sorma, bugünden sor. Bugüne cevap istiyoruz. Başbakana gel tv’de konuşalım diyoruz. Gelmiyor. Basın toplantısı yap, gazeteciler sorsun diyoruz. Kabul etmiyor. Kimlerle konuşacağına kendisi karar veriyor. Uçağa kimleri alacağına kendisi karar veriyor. Başbakanlığa hangi gazeteci gelecekse kendisi karar veriyor. Dün Akşam gazetesi manşet yapmış. Manşette doğalgaz alamayan halk kömür yakıyor, bu da milleti zehirliyor diye fotoğraf da koymuş. Satılmasına izin verilmeyen içindeki sülfür ve kül oranı dolayısıyla, kömürler, devlet eliyle yaktırılıyor. O uygulamanın sonucunda da resmi ölçümler sonucu öldürücü hava kirliliği ortayaçıkıyor. Başbakan da çıkıyor asabi bir şekilde ’o gazeteyi kapatırsın ya da yalan yazamazsın’ diyor. Bir an için yalayn yazılmış olsa dahi, yalan yazmanın gazete kapatmak için gerekçe mi? Başbakan mı gazete kapatacak. Kriterleri Başbakan mı koyacak? Atatürk, basındaki olumsuzluğun çaresi daha da basın özgürlüğü demiş. Bir Atatürk’e bakın, bir de 2008’in Başbakanına bakın. Ortada zaten Başbakanın denetiminde bir medya var. İki gruptan birisinin trajını etkilemek için Başbakan olarak çareyi kendisi ortaya koyuyor. Bir grubu karşısına aldı, diğer gruba da ’kapatın bunu’ diyor. Baybakanın sorunu, sıkıntısı gazete kapatmakla geçmez. Gerçekler ortada. Bu gerçeklerle yüzleşmek zorundadır. Gazete kapatsan da bu sorunlar gitmeyecek. Bu soruları sormamızın ne kadar önemli olduğu da ortaya çıktı. İster cevaplasın ister cevaplamasın. Başbakanın önüne yeniden getiriyorum. "Telekom Satışında Verdiğin Katkının Karşılığını Aldın Mı?"
Sayın Başbakan. Telekom’un satışından sonra kurumlar vergisinde yüzde 10’luk indirim yaptınız. Telekom’u alan o aileye yapılmış büyük mali katkıdır. Bir tüccar siyasetçinin böyle bir satıştan sonra 300 milyar dolar avantayı, bu satışı gerçekleştiren ailenin cebine karşılıksız koyması mümkün müdür? Bu katkı karşılığında bir şey aldın mı? Türkiye için ya da birileri için? Türkiye olarak kazancımız var mı? Bunu anlamak istiyoruz. Bu yüzde 10 kurumlar vergisi indirimi, satışı etkileyeceği bilinirken, niçin yapılmıştır?
Sabah Atv Satışı: "Sen Başbakan Mısın, Kayınpeder Mi?"
Sabah ATV satışı. Bu kanayan bir yaradır. Kimse alamaz hale gelmiştir. Tek talibe kalmıştır ve sadeec o almıştır. Satış bedelinin önemli bir kısmı da iki kamu bankasından uygun kredilerle 750 milyon dolar kredi verilmiştir. Kamunun bankası kredi veriyor. 1,3 kattrilyonu doğrudan verdiler. Kime? Başbakanın damadının yönetiminde olduğu şirkete. dünyanın neresinde bu yapılabilir? Verildi mi Türkiye’de? Verildi. Kimsenin ağzını bıçak açmadı. Bi siyaset mi, bu hukuk mu? Üstelik TMSF’nin başkanı diyor ki: Bana devlet büyükleri neden bunu pahalıya sattın dediler diyor. Sen bunu hangi kimlikle söylersin. Kayınpeder kimliği ile söylenebilir ama Başbakan kimliğiyle bu söylenebilir mi? SEn başbakan mısın, kayınpeder misin? "Deniz Feneri Kırılma Noktası Oldu"
Üçüncü olay Deniz Feneri. Dönüm noktasıdır. Türkiye’de işlerin nasıl döndüğünü ortaya koymuştur. Din iman diyerek Avrupa’da para toplamışlar. TV kurdurmuşlar AKP siyasetine destek olmak için. Başbakan tanımıyorum dedi içli dışlı fotoğrafları çıktı. Kanun çıkarmış vergi kolaylığı getirilmiş. Mehmetçik Vakfına tanınmayan vergi kolaylığı yapmış. Kuryelik yapanı Türkiye’nin en büyük medya kurulunun başına getirmiş. Almanya mahkum etmiş. Para Türkiye’ye getiriliyor, Türkiye’de yanlış iş yapılıyor. Almanya’da hesabı görülüyor. Türkiye’nin adalet bakanı ’bana ne’ diyor. Bunu da Türkiye’nin hazmetmesi, kabul etmesi mümkün değildir. Olay geçiştirilecek olay değildir. İnançlı insanlar ’bu iş buraya kadar’ demiştir. ’Biz artık bunların sorumluluğunu vebalini taşıyamayız’ demişlerdir. Ama Türkiye’ye yakışır bir çözüm açılım gerçekleşmemiştir. "Çalık’ın Rafineri İşini Takip Mi Ettin?"
Ceyhan’da kurulacak Rafineri işi var bir de. Bir yatırımcı ’param var kurayım’ demiş. Başbakan ’Hayır ben Çalık Grubu’na vereceğim’ diyor. İş adamı da henüz konuşmadı. Kimse de bir şey söylemiyor. "Kamu Da Dahil, Kaldır Dokunulmazlıkları"
Dokulunmazlığı öyle ya da böyle kaldıracak herhangi bir yöntem getir. CHP olarak sana sonuna kadar destekçi olacağız. Kamu da dahil. CHP olarak bunu da destekleriz.
Kömür dağıtarak durumu kurtarmaya çalışıyorlar. Siyasetleri iflas etmiştir. Kömür ile ayakta durmaya çalışıyorlar.
Ellerinden gelse Türikye’de medya tekeli kuracaklar. Basında sadece bunların uygun gördüğü yazılıp söylenecek. Şikayet yok, söylem yok. Bunlar nasıl isterse öyle yapılacak. Karşılarında duran basın için ’kapat o gazeteyi’ diyorlar. Basını tehdit ediyorlar. Senin istediğin gibi olsa ne olacak?
Türkiye’de iletişimin, haberleşmenin, telefonlaşmanın denetlenmesine yönelik bu iktidar döneminde bir düzenleme getirilmiştir. İki husus var, üzerinde durulması gereken. Türkiye’de tüm telefon görüşmelerin dinlenebileceği bir ortam oluşturulmaya çalışılmıştır. Emniyet’i bu teknik alt yapıya kavuşturmuşlardır. Bunu tehlikeli bir biçimde kullanmaktadır. Sadece Başbakan kararıyla iletişim kurumuna atama yapılmaktadır. Başlangıçta bu düzenlemeye karşı bir hukuki mücadele açılmıştır. Bu mücadelede Mit’in ve Emniyet Genel Müdürlüğünün yanısıra Jandarmanın da böyle bir yetkiye sahip olduğu görülmüştür. Bu manzara karşısında Adalet Bakanlığı harekete geçerek sadece jandarmanın yetkisi ortadan kaldırmaya yönelik tepki gösterdiğine tanık olduk. Sadece Jandarma artık bu yetkiye sahip değildir. Jandarma engellenmiştir ama asıl engellenmesi gereken engellenmemiştir. Başbakanın kişisel atamasıyla oluşturulmuş bir kurum, Türkiye’nin her yerinde herkesin telefonunu dinleme imkanı vardır. Bu ne iinsan hakları ile bağdaşır ne hukukla. Medyayı sustur. insanların özel hayatına telefonuna gir, sadaka dağıt ve oy topla, insanları konuşturma sustur. Latin Amerika’daki terörizm uygulaması dahi daha demokratik. Üstelik bir de din istismarcılığı yapacaksınız. Medyayı kontrolünüz altına alacaksınız. Böyle bir düzen kurup kabul ettireceksiniz. Bunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu tabloyu değiştirmek elimizdedir.
"Sen Padişah Mısın Ki ’Çek Git’ Diyorsun"
Başbakan kızgınlığını esnafa, iş adamlarına, medyaya karşı gösteriyor. Ama çok tehlikeli olana dikkatinizi çekeceğim. Etnik konular konuşulurken Başbakan ’beğenmeyenler çekip gitsinler’ demiştir. Önüne gelene ’ananı da al çek git’ diyor. Başbakanın şunu bilmesi lazım. Türkiye’De çek git demeye, Cumhurbaşkanının da Başbakanın da hakkı yoktur. Türkiye’de sürgün yoktur. Elbette yanlışlar olacak. Yanlışların yaptırımı da var. Hesabın nasıl sorulacağı da belli. Burası senin tapulu malı mı? Sen ananın karnında bile yokken bu insanlar buradaydı. Başbakanın haddini bilmesi lazım. Sen Padişah mısın? Evinde pompalı tüfekle istediğini vuracak. Bunu Başbakanın dile getirmesi çok tehlikelidir.
"Etnik Ayrımcılığa İzin Vermeyeceğiz"
Ekonomik ve siyasi sorunlar dışında kültür sorunu da var şu anda Türkiye’de. Türkiye’yi kültür çatışmasına sokulması konusunda planları görüyoruz. Pek çok hesabı içeriden ve dışarıdan çevreler takip ediyor. Birileri yapay azınlıklar üretmeye çalışıyor. Türkiye’nin böyle bir problemi yok ama sistemli bir şekilde Türkiye üzerinde bu oyun yürütülüyor. İnanç ve etnik ayrımcılığı Türkiye’ye dayatmak isteyenler var. Türkiye bu tuzakları mutlaka etkisiz kılmalıdır. Türkiye’nin içinden bu tuzaklara yardımcı çevreler çıkabilir. Hepimize duyarlılık düşüyor. Bu görevi biz CHP olarak yerine getiriyoruz. Aynı şekilde devam edeceğiz. Türkiye’yi kimseye böldürtmeyeceğiz. Kökenimiz ne olursa olsun, inancımız meshebimiz ne olursa olsun bu milletin parçasıyız. Bununla iftihar ediyoruz, kimsenin bozmasına izin vermeyeceğiz.