Tarsuslu araştırmacı yazar Hüseyin Sungur, 2007 yılında aktüel ve güncel siyaset yayınları yapan YOLCU Dergisinin “Düşünceler” sayfasında kaleme aldığı “Dişçi Koltuğu…” başlıklı yazısında, dönemin siyasi atmosferine kendine özgü diliyle dikkat çekmişti.

Sungur, yazısına çocukluk ve gençlik yıllarından gelen bir hatırayla başlıyor; “dişçi koltuğu” benzetmesi üzerinden insanın en kısa sürede kalkmak istediği yerlerden birini anlatıyordu. Ancak yazının asıl vurgusu, bu benzetmenin siyaset ve makam hırsına uzanan tarafındaydı.

Yazıda, 22 Temmuz 2007 seçimlerinin ardından oluşan siyasi tabloya değinen Sungur, dönemin heyecanını ve iktidar söylemlerini eleştirel bir bakışla yorumluyor. Özellikle “koltuk” kavramını hem gerçek anlamıyla hem de siyasi makamlar üzerinden ele alarak, insanın makamla kurduğu ilişkiye dikkat çekiyor.

Sungur’un yazısında öne çıkan ifadelerden biri şu satırlardı:

“Etrafınıza bakınız, ama iyice bakınız. Hatta gözlerinizle bakmayınız. Aklınızla ve gönlünüzle bakınız…”

Bu sözlerle okuyucuya yalnızca görüneni değil, arka plandaki niyetleri ve davranışları da sorgulama çağrısı yapan Sungur, yazısında ego, megalomani ve makam sevgisi gibi kavramları da sade ama çarpıcı bir dille ele alıyor.

Dönemin siyasetçilerine, bürokratik yapılara ve koltuk sevdasına yönelik eleştiriler içeren yazı, bugün bakıldığında 2007 Türkiye’sinin siyasi havasını yansıtan tarihi bir metin niteliği taşıyor. Hüseyin Sungur’un “Dişçi Koltuğu…” yazısı, aradan geçen yıllara rağmen siyaset, güç ve makam ilişkisini sorgulayan samimi bir değerlendirme olarak hafızalardaki yerini koruyor.
 

Hüseyin SUNGUR / DİŞÇİ KOLTUĞU / 2007

Annem, mantık insanıdır. Babamsa gönül insanıydı. Çok genç yaşta yitirdim, 14 ya da 15'imdeydim. Ömrümü yaşama üslubum, ağırlıklı olarak babam yönünde yürümüştür. Kesinlikle şikâyet etmedim yürüyüşümden. Bir dolu zarar ve ziyan görmeme, hatalar yapmama rağmen, bu tasarımın içinden çok şeyler öğrendiğim kanısındayım.
Burhan FELEK; "ŞEYHÜL MUHARRİRİN", yani muharrirlerin, gazetecilerin şeyhi, piri ile rahmetli babam sayesinde orta mektep dönemimde tanıştım. O günkü "Milliyet" gazetesine hem günlük köşe hem de Pazar eklerine, adeta dizi film gibi adı "Mahalle Kahvesi" (yoksa Rahmi'nin Kahvesi miydi?) olan tefrika yazardı.

İşte "dişçi koltuğu" sözünü o günlerden hatırlarım; üstad, insanların ömürleri boyunca en kısa sürede kalkmak istedikleri yegâne koltuğun DİŞÇİ KOLTUĞU olduğunu yazmıştı. Öyle ya; penseler, tornanın ağzınızın içinde "ciiik" diye dolaşırken bir de sinire değmesi yok mu! Dayanabilirsen...

Diş çektireceksiniz; önce bir sıkımlık JETOKAİN yapılacak, bir süre beklenecek. Uyuşturucunun tam anlamıyla etkin olduğunu anladığı anda dişçi, elinde kerpeten, ağzınıza hamle edecek. Tut ki bir hamlede çıkmadı diş! Neyse neyse...

22 Temmuz 2007'nin 23 Temmuz'a kıvrıldığı gece yarısı, saat 01.30 civarı, AKP merkezinin balkonunda Başvekil Recep Bey, tezahürat yapan topluluğu selamlıyor.

Diyor ki: "İnşallah, Cumhuriyetimizin 100. yılında da burada, böyle coşku içinde kutlama yaparız."

2023 - 2007 = 16 yıl daha var hâlen 100. yıla.

"Ben bir 16 (ON ALTI) yıl daha başvekil olacağım başınıza mı?" demek istedi acaba?

Sezgilerim anında "evet"i bastırıyor.

Deyepeyi olağanüstü kongre heyecanı sarmış. Çok eskiler, orta eskiler ve de yeni eskiler hemen Ankara günü sokağa akın edip, malum kişiden "Ne olacak?" bu DYP'nin hâli diye akıl istemişler. Hatta hızını alamayıp, "Başımıza geçseniz fena olmaz mı?" diyen de varmış!

Ben gazetelerin yalancısıyım...

Eminim 80'li yaşlarını yaşamaya başlayan malum zat az da olsa heyecanlanmıştır. Ne de olsa bir "koltuk"...

Esnaf Kefalet Konfederasyonu Başkanı Derviş Günday adlı şahsın kaç yıl başkanlık koltuğunda kaldığını unuttum. CHP'den Çorum mebusu seçildi de koltuğu bıraktı galiba. Muhtemelen hayaleti hâlâ konfederasyonun koridorlarında dolaşıyordur.

Ülkemizde el'an yüz binin üzerinde koltuğu olan, bilmem ne sendikası, kanaryaları koruma ve kollama derneği, vızıltı grubu, kargasekmez topluluğu gibi çeşitli unvan ve adlar altında olan başkanlar varmış. Bunların çoğu da ellerine geçen her fırsatta demokrasiden, özgürlükten, fırsat eşitliğinden dem vururlar galiba...

Ben mi yanlış hatırlıyorum?

Örneğin Derviş Günday adlı şahsın sahibi olduğu söylenen "oto plaka" fabrikası var değil mi! Binlerce ticari ve özel oto el değiştirir, vilayet değiştirir...

Her seferinde de elbette PLAKA DEĞİŞTİRİLMESİ yasal zorunluluktur.

Sağım solum bostan, yan gel derviş... Pardon, kafiye açısından Osman olması zorunludur.

Egonun Türkçesi bencilliktir.

Megalomaninin ise birebir karşılığı olmayıp, kısaca kişinin kendini "bir ... zannetmesi" şeklinde anlaşılabilmesinde sakınca görülmemiştir. Yani "Ben olmazsam güneşin doğması ya da akşamleyin mehtabın gümüş kollarını camlarımıza iletmesi tehlike altındadır." diye düşünebilme gayretidir kişinin...

Etrafınıza bakınız, ama iyice bakınız. Hatta gözlerinizle bakmayınız.

Aklınızla ve gönlünüzle bakınız...

Dişçi koltuğunda kaçanları göreceksiniz!