Baba dedem, CHF / cumhuriyet halk fırkası ve belediye meclis üyesi…yıl, 1930lar.
O kuşak, ülkemizde, “” önceyi ve ertesini” yani imparatorluğu ve ertesinde, cumhuriyeti görüp, yaşayan insanlardı.
Ben “bu insanları” görüp, küçük yaşta, onları  yaşadım.
CUMHURİYET tarihinde, en genel anlamıyla, TÜRK seçmen davranışı üzerine, derli toplu araştırmalar yapıldı mı acaba! Ben görmedim.
Yalnızca, 70lerin sonuna doğru, DR MEHMET A., “” 1946-1960 arası, CHP seçmen davranışları” başlıklı uzun makalesini, o zaman DOÇENT olan, PRF ASAF SAVAŞ AKAT, İLGİYLE KARŞILAMIŞTI.
BAŞKACA DA var mı, bilmiyorum. 
Ancak, bir türlü anlaşılmayan- en azından benim anlamadığım nokta şudur.
Chf / CHP., ne bir sol- devrimci parti.
Ne de merkez sağda, “” devlet kuran” partidir. Öncelikle ve güzellikle bunu anlayıp, kabul etmeliyiz.
9 eylül 1923’de, “” HALK FIRKASINI “ kuran kadro, 29 ekim 1923 de de, “” cumhuriyet ilan” edilmesine karar vermiştir.
Bu “ ilan”, yeni bir devletin kurulduğu anlamında değildir.
Bu ilan, 1300 lerden beri devam eden bir devletin, tutum/tavır/ anlayış değiştirmesidir.
Nasıl ki, çok yakın bir geçmişte, İNGİLTEREDE, lordlar kamarasında, çok ciddi bir değişiklik yapıldı: artık “” LORDLARIN” oğulları, babalarından miras LORDLUKLA, artık LORDLAR kamarası üyesi olamayacaklar, diğer bir deyişle, LORDLAR KAMARASI, ağır ağır tasviye ediliyor.
Bizimki de, benzer bir durum.
“ monarşi / padişahlık” tasviye edildi, sistem, doğrudan CUMHURİYETE bağlandı. O kadar.
Atatürk’ün bence, haklı bir korkusu vardı.
1919-1923 arasında, bu topraklar,tastamam 24 TANE isyan gördü.
Bu 24 isyanı dikkate almadan, cavcav etmenin anlamı yoktur. Elbette bu isyanlar bastırılırken, kaba kuvvet-kötü muamele olmuştur. Olmaması, mümkün değildir.
Ne diyor atalar: EV, EV İÇİNDE OLMAZ.

Hiçbir devlet, toprakları içinde,  kendine kaş göz edecek bir oluşumun varlığını, HOŞ GÖREMEZ.
Örneğin… 1919 cıvarında, bugünkü BALIKESİR, ANADOLU BEYLİKLERİ döneminden beri,  “ karesi” bölgesi adıyla anılır.
Ve o günlerde, bir gurup, KARESİLİ yurtseverin, BALIKESİR merkezli, “ KARESİ TÜRK DEVLETİ” kurduğunu biliyor muydunuz!
Sanmıyorum.
Bunları hızla geçiyoruz.
Benim, yıllardır gözlemlediğim derdim, çok daha başkadır.
Şaka bir yana, YILMAZ ERDOĞAN, “” cebimde kelimeler” adlı, ilk tek kişilik oyununda, bunu çok dramatik bir şekilde “” işler”…
Kısaca nedir bu “ hastalık”…
Bir sokak, bitişik sokağı sevmez. Neden ! bilmezler.
İlçeler, köyler, mezralar birbirlerine sıkı düşmandırlar.
Neden! Hiç kimse bilmez.
(( aklıma her nedense, birden ADIYAMAN/ BESNİ GERGER ilçeleri gerginliği geldi…))
Şimdi, burdan nereye geliyoruz…
Dedemin küçüğü kardeşinin, yani büyük amcamın oğullarının, bitmek tükenmek bilmeyen “” chp nefretleri”…
Hatta , hayal meyal hatırlıyorum… babamı, üstü kapalı “” vatana ihanet” etmekle dahi suçlamışlardı.
Babam da, çar-naçar, tuttu, TURAN FEVZİOĞLU’nun partisi, GÜVEN PARTİSİNE yazılmıştı.
Peki bu adamların derdi neydi “” chp” ile…
Sanırım özünde, İNÖNÜ düşmanlığı idi.
Peki İnönü ye neden düşmandılar…
Açıkça, İNÖNÜ benim de adamım değil’dir. Ama, ben, İNÖNÜ’den nefret etmem,kin duymam…
O zaman , geliniz,bu soruyu, GAZİ ÜNİ., terk  kasabım, YÖRÜK MUSTAFA’ya yanıtlattıralım.
Mustafa, yakın bir geçmişte, bir gün aniden beni dükkana çağırdı, kahvemi pişirip, önüme koydu.
Yüzü, al al’dı.
Abi, senden özür diliyorum dedi.
Babam, yıllarca bize, İNÖNÜ’yü anlatırken, kin ve öfkeyle anlattı. Camileri ahıra çevirdiğini falan söyledi.Bu yanlışmış, nedir işin özü, özeti dedi.
Dedim ki, iyi dinle MUSTAFA…
2.    DÜNYA HARBİ, Almanlar, Balkanlara gelip, dayanmış. Yunanistan işgal edilmiş. Devlet, varolan askeri gücünü, haliyle, iki katına çıkarmış. Eldeki, askeri imkanlar, barış zamanındaki, er’at a göre…
Topu, tüfeği, yemesi,içmesi,barınması.
Birden bu miktar, iki misline çıkıyor.
Bu sayıdaki “” er’atı”, ne yedirip, ne içirip, NASIL barındıracaksın. Köylerde, camiler-köy odaları-köylünün desteği vs olmasa, yanmıştık.Ama kazın ayağı öyle değildi…
(( bence))…  
Bu insanların çoğu, bilinçaltı etkisiyle, 100 lerce yıldır, kuşaktan kuşağa, SALTANAT bağımlısı olarak doğup, yaşayageldiler.
Bugün dahi, İDDİA ediyorum… Padişahlık gelsin mi diye sorsak, dikkate alınacak bir oranda, “” evet”” çıkar bu topraklardan.
Ben, bütün bunları kahve eşliğinde anlattım Mustafa’ya… ö yörük siması, al yanakları, daha da kızardı… Vay Hüseyin abim vay demez mi.
Vay vay ya Mustafa… Hem de ne vayyy…
Bugün konuştuğumuzu sandığımız “””TÜRKÇEMİZ’e””, damardan bakarsak…
O “” TÜRKÇE”NİN ne denli, araplaşmış olduğunu, bu şekilde, bir aydınlanmanın- aklî iyileşmenin “” inşallahlarla-allaha emanet ol dilekleriyle-allah izin verirse” lerle, olanaksızlığını, üzülerek göreceğiz.
Yolumuz uzun ve dahi sabır gerektirir…