Yaşama az çok gözümü açıp, anlayabilme ayarına vardığımda, DEMOKRAT parti iktidarı devrilmiş(!),( keşke seçimle olsaydı), MENDERES POLATKAN ve ZORLU idam edilmişlerdi. Evimize, o yılların, “ YENİ SABAH ve AKŞAM” gazeteleri girerdi.
Menderes’in idama götürülen yoldaki ve sehbada asılı fotoları paylaşılmış ,( ne kadar yanlış ), çok korkmuştum.
Bizimkiler HALK PARTİLİ olmalarına rağmen, idamları,hiç ama hiç onaylamamışlardı.
Dedem BURHAN KEMAL ve babam İBRAHİM BEY, “ cumhuriyet halk fırkası” geleneğinden gelen, CHP lilerdi.
Katışıksız devletçi idiler.

Örneğin dedem, ZİRAAT bankası kumbarama harçlık koyar, YAPI KREDİ’nin kumbarasını, elinin kenarıyla iterdi.
Dedem ( 1882 ya da 84), hatta babam ( 1916 doğumlulardı), İMPARATORLUK’tan gelen insanlardı.
İmparatorluğun son yılları, ne denli çarık çürük halde olsa da, onların “” mâşerî hafızasında” İMPARATORLUK,hâlâ “ TUNA NEHRİ boylarında, atlarını sulayan yiğitlerden arta kalandı”…
Öte yandan dedem BURHAN KEMAL, sıkı bir ittihat terakki karşıtı idi. Dedem , “ müdafayı hukuk”, taraftarı ve TARSUS şubesi kurucularındandı. İttihat terakki karşıtlığını, “ tavanarası anlatıları 1 ve 2” kitaplarımda, az çok anlattım… ( meraklısına)…
27 MAYIS ihtilali olur, milli birlik komitesi kurulur, ORG CEMAL GÜRSEL, biraz da zorla,nazla niyazla, ekip başıdır. Emekli ORG RAGIP GÜMÜŞPALA, “” adalet partisini kurar”…
“ görülen lüzum” üzerine, AP ve CHP,koalisyon kurarlar ve İNÖNÜ , başbakan olur.
Yıllar geçer, 10 EYLÜL 1980 gecesi(*), İst Maçka’da, TAŞLIK PARKI’NDA, Attila İlhan’ın, “” 3. Şahsın şiiri”ni, boğaza karşı okuyor, ufaktan da bira demleniyorken.
“ULAN ister misiniz, birkaç gün sonra, ORDU yönetime el koysun” diyeceğim tutmuştu.
(*) İ.İ.T.İ. akademisi, şimdinin MARMARA üniversitesi, öğrencisiyim.))
Zaten, temmuzdan beri, bir haltlar olabileceğini, hissediyorduk.
Uzatmayalım… BEŞİKTAŞ-AKARETLER yokuşunun sonuna doğru, sol tarafta olan evimizin, büyük penceresinden, yokuşa bakarken, gece saat 10 dan itibaren, “” yoldan” BİSİKLET dahi geçmeyince, bu iş bitti dedik.

Mutfağı kontrol ettik; yiyecek ne var,ne yok…
Vurduk kafayı,yattık. Sabaha karşı 3’de uyandık. Çay demledik.
Pencereleri açtık ve ORHAN VELİ gibi, İSTANBUL’U DİNLEDİK : İSTANBUL’un çıtı çıkmıyordu : ” YAŞAYAN BİLİR”…
SAAT 6’ya gelirken, karşı meydan, VALDE ÇEŞME’den, postal sesleri duyuldu.
Bir manga asker geldi, tam karşımızdaki IRAK konsolosluğunun önünde, “ tüfek çattı”…
NURİ SESİGÜZEL merhum, karşı komşumuzdu. Pencereden sarkıyordu. Askerlere seslendi, yengeniz çay demliyor, bekleyin dedi.
Askerlerden biri, tesadüfe bakın ki, NURİ abinin köyündenmiş. Bunun üzerine Nuri abi aşağıya indi, asker “el öptü””.
Bir tepsi çay da, bize gönderdi NURİ ABİ…
Bu olaydan, 4,5 yıl öncesine gidiyoruz…
1975,76,77 yıllarındayız.
Müthiş bir karabasan var ülkede.
“ bir tabanca”, sabah bir solcuyu, ikindin de sağcıyı vuruyor.
“” birileri”, bunu, bilerek “” kamuoyuna” servis ediyor.
Tekrar ediyorum: BİR TABANCA, SABAH SOLCUYU, AYNI TABANCA, İKİNDİN DE SAĞCIYI VURUYOR…
Bir sabah, “” aydınlık gazetesi/ doğu perinçek”, “” BİLİNMEYEN 49 SOL yayınına başlıyor.
ÜLKÜCÜLER, bizim mahalledeki, TEKNİK ÜNİVERSİTE-MAÇKA yerleşkesini işgal ediyor. Başlarında rahmetli MEHMET GÜL ve liseden, çok sevdiğim okul arkadaşım, rahmetli FARUK B. VAR’MIŞ. Yıllar sonra öğreniyoruz.
Ve yine yıllar sonra öğreniyoruz ki, RECEP TAYYİP ERDOĞAN, o işgal esnasında, “ akıncılar” gurubunun sözcüsü olarak, MEHMET GÜL ile FARUĞ’un yanına gelip, posta koymaya çalışıyor.
Rahmetli Faruğ’un söylediğine göre, dayağı da yiyor. Hadi FARUK neyse de, MEHMET GÜL, SAĞLIĞINDA, BUNLARI NEDEN açıklamadı ki.
Evimize, ŞİŞLİ devsol mu-devyol mu, üyeleri gelip, gidiyor.
Hepsi bizim, TARSUS’taki mahallenin çocukları. Yahu düne kadar, GAZETE bile okumazdınız, hangi aralıkda, “” devsolcu” oldunuz birader.
Çocukluk arkadaşım SÜLEYMAN Ö., sıkı bir kafatasçı.
Efendi gibi bizimle kalırken, arkadaşları rahatsız ediyor: kürt müsün, türk müsün, çerkez misin diyerek.
Akşam, ev mahkemesini kuruyorum.
Şikayetçileri, SÜLEYMAN’la yüzleştiriyorum… anlıyorum ki, Süleyman ın kafasında bir “” fay kırığı” var.
O akşam, süleymanı evden kovuyorum. 1978 sonbaharı. Odur, budur, ne halt ettiğini bilmiyorum.
Bana yıllardır sorulan bir soruyu,buraya alıyorum. Belki meraklısına yararlı olur…
“” sen bir toprak sahibinin oğlusun, nasıl sol’dasın, devrimciler safındasın”…
Bu soruya, yıllardır verdiğim yanıtı, yıllardır kimse anlamadı. Anlamak mı istemediler acaba! Bilmiyorum.
Kenan EVREN’e giden bu satırlarda,tekrardan açıklmaya çalışalım…
Benim aklıma göre, insansoyu, ikiye ayrılır: iyi ve kötü.
İyi olmak için, sosyalist olmaya- müslüman olmaya-budist olmaya vs, hiç gerek yoktur.
(( meraklısına: prf FEHMİ BAYKAN’IN xxx ZİHİN HİJYENİxxx adlı kitabına, en azından, sabırla göz atarsanız, insanın nasıl kozmik hatalı olduğunu, umarım anlarsınız. Yalnız, uyarayım, kitap 900 sayfadır , ona göre…))
Bu toprakların geçmişini bilmeden, hangi toplumsal(!) evrelerden, hangi koşullarda, düşe kalka yürüyüp geldiğine kulak kesilmeden, MERAK etmeden, yapılacak her türlü “ gayret” boştur ve maalesef KIZILDERE’DE, NURHAK dağlarında “” infaz”” edilir.
Ortalama 25 yaşında bir genç insan, hayatta, NEYİ NE KADAR bilebilir ki!
Türk solu, geçmişine sahip çıkmamıştır.
Geçmişe sahip çıkmak, namaza başlamak falan değildir.
GEÇMİŞİ, “” bir bilgi alanı” olarak bilmek, varlığının farkına varmak…
Reşat nuri güntekin dururken, çin yazarlarını okumak, ( mesela KIZIL KAYALAR), ERZURUM TATYAN havaları dururken, “” ŞİLİ türküleri” dinlemek…
Türk sağı, hele bugün, inanılmaz bir zihinsel fukaralık içindedir. Hocam HİLMİ YAVUZ, birkaç yıl önceydi galiba, TÜRK dindarlarının, bugün neden, mesela bir PEYAMİ SAFALARI , MEHMET AKİFLERİ, MEMDUH ŞEVKET ESENDALERİ yok diye yazmıştı.
Ya müzik…..
Bugün “” musikî”, dindar TÜRK sağı için, adeta bir cinnet mekandır.
Yahu açın, büyük bestekâr ITRÎ’nin, “” büyük tekbirini dinleyin”…
Üstüne de, “” merhum HACI ARİF” Bey’in : “” vücud ikliminin ilacı sensin” i dinleyin.
Siz değil bir çağdaş islam medeniyeti, abdesthane bile yapamazsınız “ ihvanlar”…
Yolumuz uzun…
Ama bu yolda, çok ama çok mevzu var. Çoğuna da dini-itikadi-ideolojik- siyasi nedenlerle dokunan yok.
Sabrınız için teşekkürler…
YAZI BOYUTU: