Türk basın tarihinin temelleri, 19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı İmparatorluğu döneminde atıldı. Basın, başlangıçta devlet kontrolünde gelişirken zamanla toplumsal, siyasal ve kültürel hayatın önemli bir unsuru haline geldi.
Osmanlı’da yayımlanan ilk gazete, 1831 yılında II. Mahmud döneminde çıkarılan Takvim-i Vekayi oldu. Resmî bir yayın organı olan gazete, devlet kararlarını halka duyurmayı amaçlıyordu. Ardından 1840’ta William Churchill tarafından çıkarılan Ceride-i Havadis, yarı resmî niteliğiyle basın tarihinde önemli bir yer edindi.
1860 yılında Şinasi ve Agah Efendi’nin yayımladığı Tercüman-ı Ahval, özel sermayeyle çıkarılan ilk Türk gazetesi olarak basın tarihinde bir dönüm noktası kabul ediliyor. Bu gazete, fikir gazeteciliğinin başlangıcı olarak görülürken, basının toplumsal meseleleri tartışan bir platforma dönüşmesini sağladı.
II. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte basın özgürlüğü alanında önemli gelişmeler yaşandı. Bu dönemde çok sayıda gazete ve dergi yayımlanırken, basın siyasi hayatın merkezinde yer aldı. Ancak savaş yılları ve sıkıyönetimler, basın üzerinde yeniden kısıtlamalara yol açtı.
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Türk basını yeni bir kimlik kazandı. Atatürk döneminde basın, modernleşme ve toplumsal dönüşümün önemli bir aracı olarak görüldü. Bu süreçte ulusal gazeteler yaygınlaştı, gazetecilik mesleği daha kurumsal bir yapıya kavuştu.
1980’li yıllardan sonra ise özel televizyonlar ve medya holdingleriyle birlikte Türk basını yeni bir döneme girdi. Dijitalleşme ile birlikte internet gazeteciliği ve sosyal medya, geleneksel basının yerini büyük ölçüde dönüştürdü.
Bugün Türk basın tarihi, yalnızca haber üretim süreci değil; aynı zamanda ifade özgürlüğü, demokrasi ve toplumsal hafıza açısından da önemli bir miras olarak değerlendiriliyor.