Ziya Keskinışık yazdı | Foto Haber | İnternet Gazetesi

Ziya Keskinışık yazdı

Ziya Keskinışık yazdı fotohaber.com.tr

Onu kaybedeli tam 18 yıl oldu.


Kucağımda yaşamını yitirdi.

Ruhunu teslimden birkaç saniye önce, ölüm anının geldiğini anlamıştım.

Yorganının kenarını avuçlarıyla sıktığını fark ettim

Kasıldı ve ruhunu teslim etti.

Belki onlarca kez silkeleyerek, bir yaşam belirtisi görebilmek için baba diye haykırışlarımı duymuyordu artık.

Babamı kaybetmiştim.

Hocam, dinlemediğim tavsiyelerinde haklı çıktığını bile yüzüme vurmaktan kaçınacak kadar hoşgörülü, dışarıda gizlice içtiğim sigarayı, zaman, zaman aldığım alkolü kontrol edebilmek için yanında içmeme izin verecek kadar demokrat ve çağdaş bir insandı  babam

Mehmet Zihni Keskinışık.

O’ yıllarca ülkesine  maliyeci olarak hizmet etmiş, emekli ilkeli bir yurttaştı..

Emekli maaşından başka bir geliri yoktu.

Bir tek dikili ağacı bile olmadı.

Ona rağmen .

Evinde son geceyi geçirirken, sabaha kadar yanında olduğumda, endişe veya panik her neyse, sürekli düşündüğüm tek şey  "bundan sonra onsuz nasıl yapacağımdı” oldu.

Arkamdaki manevi gücü yitirmiştim.

Annem, eşim, çocuklarım ve kardeşlerime  rağmen kendimi yalnız hissettim.

Babamı kaybetmenin acısı ile nasıl yaşayacaktım.

Yaşadım ancak,18 yıl onu her an hatırlayarak.. 

Babalar gününe özgü değil babamı anımsayışım.

Ne zaman bir arkadaşımla bir yerde iki kadeh bir şey içmeye karar versem onun şakacı sorusunu anımsarım “bu gün içmek için bahaneniz ne olacak çocuklar?

O, tüm tanıyanlarının akıl hocası, tarihi anlatarak öğreten bir bilge adamdı.

Onu düşünmediğim gün nasıl olur ki.

Onda gördüm öğrendim atlet ile balkona çıkılmayacağını, eşinin yanına sakallı girilmeyeceğini. kravat takmanın bir ayrıcalık olduğunu.

Çocuklarımı etrafına toplayıp onlara Atatürk’ü, Atatürk’ün kahramanlıklarını anlatışını nasıl anımsamam.

Çok sinirlendiği iki konuda titreyerek bağırıp itiraz edişini izlerken bile ona daha bir sevgi ile bakar gururlanırdım...

Birisi, Atatürk’e yönelik olumsuz yaklaşımlara.

İkincisi ise yobazlığa ve din istismarcılığına.

Nasıl anımsamam ki babamı.

Torunlarının başına oturmasına izin veren, onları öptükten sonra ağzını tatlı yemiş gibi şapırdatıp “ne tatlıymış” diyen babamın çocukluğumda bana bu kadar toleranslı olmamasına rağmen ona olan özlemim yıllar geçtikçe daha da artıyor.

Elini öptükten sonra yanağıma doğru uzanışını “hoş geldin, nasılsın oğlum” deyişini, canımın sıkıldığını yüzüme bakınca anlamasını çok özledim.

Bayramların ilk günlerinde gözü yolda bizleri balkonda bekleyişini, hazırlattığı farklı, özel yemekleri aynı masada birlikte yemekten duyduğu mutluluğu neşeli halinden hissederdik.

Babam, benim babam belki bana torunlarına yaklaştığı gibi yaklaşıp başımı okşayıp, öptükten sonra ne tatlıymışsın demedi anacak, okula gidiş saatlerinde kalktığımda başucumda bulduğum bir çikolata bana çok şey anlatırdı.

Babamın karyolamın yanında diz çöküp yüzümü dakikalarca seyredip sonrada uyandırmayacak yumuşaklıkta bir öpücükten sonra odasına yöneldiğini annemden duymak, günü bir bayram sevinci ile yaşatır, “babam beni seviyor” diye haykırmak gelirdi içimden.

Artık, kollarımı açarak koşup, boynuna sarılıp, “ babam, benim canım babammm” diyemeyeceğim amma o özlemimi mezarı başında gidereceğim. Onunla sohbet edip dertleşeceğim, babama, kendisine şu günlerde ne kadar çok ihtiyacım olduğunu itiraf edip mezar toprağını avuçlarımla okşayıp ona tüm içtenliğimle;

“canım babam, umarım kavuşacağımız gün yakın olur” diyeceğim.       Ziya KESKİNIŞIK