Bekir Coşkun’un Acı Günü | Foto Haber | İnternet Gazetesi

Bekir Coşkun’un Acı Günü

Bekir Coşkun’un Acı Günü fotohaber.com.tr

Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı Bekir Coşkun’un Babası Eski Emekli Tahrirat Katibi Zeki Coşkun (88) vefat etti


     Uzun bir süreden bu yana Ankara’da rahatsızlığı nedeni ile tedavi gören Zeki Coşkun bir süre Şanlıurfa Harran Üniversitesi Tıp Fakültesine getirilerek burada tedavisine devam edilmişti.

     Harran Üniversitesi Tıp Fakültesinde hayata gözlerini kapatan Zeki Coşkun’un Yusuf Paşa Camiinde kılınan cenaze namazı sonra Tülmen Köyündeki aile mezarlığına defnedildi.

     Cenaze törenine Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan, Hurriyet Gazetesi Yazarları Enis Berberoğlu, Faruk Bildirici, Barbaros Muratoğlu, Şanlıurfa Baro Başkanı Avukat Müslüm Akalın, Gençlik ve Spor İl Müdürü Şeref Şelli, Mehmet Güçlü, İş Adamı Şehmus Karahan, İş Adamı Mustafa Mutlu ve çok sayıda yerel basın mensubu, Şanlıurfa’lı ve yakınları katıldı.

      Zeki Coşkun’un cenazesinde çocukları,Bekir,Yaşar,Haluk,Haldun,Hakan Coşkun hazır bulundular.

 

Bekir Coşkun’un 2000 Yılı Babalar gününde yazı.

BABAM..

MAHKEME koridorlarındaki banklarda süklüm püklüm beklerken, mübaşir gözümün içine baka baka, sanki sağır ve çok uzaktaymışım gibi avazı çıktığı kadar bağırır:

‘‘Mehmet Zeki oğlu, Bekir Coşkun...’’

Her seferinde babamın adını duyarım.

Mehmet Zeki oğlu...

Ben de inadına mübaşirin asla duymayacağı biçimde mırıldanırım:

‘‘Burdayım...’’

Ben Mehmet Zeki oğlu...

İyilerin-kötülerin ayırt edildiği o yüce mahkemelerin önünde, insanların babalarının adı ile anılmaları, sanki iyiyi ve kötüyü yetiştirenlerin manevi tutanaklara geçirilmesi gibi bir şey.

*

Beni babam yetiştirdi.

O güzel Urfa’nın lahit taşlı sokaklarında, kolumda kocaman bir sarı alışveriş sepeti babamın arkasında yürürken, o karşılaştığı Urfa beyefendilerini fötr şapkasını üç parmağı ile hafif çıkartıp, yeniden yerine koyarak selamlardı.

Sonra küçük küçük yaşam öyküleri dinlerdim.

Her birisi bir ayaküstü dersti aslında.

Şimdi dahi zaman zaman başım derde girdiğinde, koluma sarı sepeti takar, lahit taşlı bir sokaktan aşağı doğru babamın peşinden koştururken, sorarım babama:

‘‘Ne yapmalıyım baba?..’’

Babam, lokma alacakmış gibi üç parmağını birleştirip, bir başka Urfa beyefendisini selamlamak için fötr şapkasının ucuna görürürken, ağır ağır yanıtlar:

‘‘Saygıdeğer bir insan... Çünkü...’’

*

Sağol baba...

Uzaktayım, seni özledim.

Ellerini öptükten sonra her boynuna sarılışımda, o güzel kokunu sana fark ettirmeden içime çektiğimi... Ve sarı sepetimle peşinden asla eksik olmadığımı bilir misin?..

Bugün Babalar Günü...

Bütün çocuklar babalarına koşacaklar. Kimisi mübarek ellere sarılarak, kimisi bir demet çiçeği sessizce götürüp bırakarak. Ama tümü için değişmeyen, bir babanın izlerini sürmektir.

Yaşları kaç olursa olsun.

Ben ise her başım sıkıştığında, taşlı sokaktan aşağı doğru hep peşinden koşuşturacağım.

Kolumda sarı sepetim...