CHP MERSİN MİLLETVEKİLİ PROF.DR AYTUĞ ATICI “SURİYE İÇ SAVAŞINDAN SONRA TÜRKİYE’YE SIĞINANLARIN YAŞAM KOŞULLARIN IN RİSK OLUŞTURDUĞUNA DİKKAT ÇEKTİ…
Suriyeli sığınmacıların durumu ülkenin en büyük sorunlardan biri haline gelmiÅŸtir.
AfrinHarekâtı ile birlikte AKP’nin Genel BaÅŸkanı Türkiye’de bulunan 3,5 milyon Suriyeliyi harekâtın ardından evine göndereceklerini açıklamasına raÄŸmen bunun artık ne kadar gerçekçi olduÄŸu tartışmalıdır.
2011 yılında Suriye’de baÅŸlayan iç karışıklık sonrası ülkemize yönelenyoÄŸun göç sonrasındasınır illerinde kamplar kurulmuÅŸtu. Bu kamplarda, Suriyeli sığınmacılar insan yaÅŸamı için pek de saÄŸlıklı olmayan bir ortamda yaÅŸamlarını sürdürmekteydi.
Hem Uluslararası SaÄŸlık Örgütlerinin hem de ülkemizin önemli saÄŸlık kurumlarının yaptıkları çalışmalar sonrasında bu kamplarda ciddi sorunların yaÅŸandığı ortaya çıktı. Bunları ÅŸöyle sıralayabiliriz;
- Aşı ile mücadele edilebilen, kızamık, verem, hepatit gibi hastalıklar baÅŸ gösterdi,
- Cinsel yolla bulaşan hastalıklar; HIV/AIDS arttı,
- Fiziksel şiddet yaralanmaları ve cinsel istismar arttı,
- Depresyon, kaygı ve stres bozuklukları arttı,
- İshal, sıtma, menenjit gibi bulaşıcı hastalıklarda ciddi artışlar oldu.
Bu hastalıkların tamamı kamplardan Türkiye içine ihraç edilmektedir.
Åžimdi bu risklere bir de resmi rakamlar üzerinden bakalım.
2011 yılından bu yana Türkiye’ye sığınan Suriyeli sayısı yaklaşık 4 milyon.
Peki, 7 yıldır devam eden bu göç dalgası bizim ülkemize nasıl bir miras bırakıyor?
Burada vereceÄŸim rakamlar SaÄŸlık Bakanlığı’nın resmi kayıtlarından alınmıştır.
Bu rakamlar, SaÄŸlık Bakanlığı tarafından açıklanan yıllık istatistiklerin içine öyle gizlenmiÅŸ durumda ki zannedersiniz ki hiçbir sorun yaÅŸanmıyor.
Bebek ölüm hızına bakarsak, 2016 yılı istatistiklerine göre, 1000 canlı doÄŸumda Türkiye ortalaması9,7 iken bu oran GüneydoÄŸu’da 14,3, DoÄŸu Anadolu’da ise yüzde 12,7 olarak karşımıza çıkıyor.
5 yaÅŸ altı çocuklarda ölüm hızına baktığımızda ise Türkiye ortalamasıbinde 11,9 olurken, bu oran yine GüneydoÄŸu’dabinde 17,7, DoÄŸu Anadolu’da isebinde16,6’ya yükseliyor.
Anne ölüm hızındaki oranlar ise daha dikkat çekici. Türkiye ortalamasının 100 bin canlı doÄŸumda14,7 olduÄŸu anne ölüm hızı, DoÄŸu Anadolu’da yüzde 23,8, GüneydoÄŸu Anadolu’da ise yüzde 18,3.
Türkiye’de son 8 yılda görülen bulaşıcı hastalık istatistiklerine baktığımızda ise karşımıza gerçekten ürkütücü rakamlar çıkıyor.
Mesela, 2002’de 42 AIDS vakası görülürken, bu rakam 2016’da 94’e çıkıyor. Yani iki katından daha fazla yükselmiÅŸ durumda.
Çocuk hastalıklarında ise gözle görülür bir artış izlenmeye devam ediyor. Türkiye’nin saÄŸlık politikasında önemli bir rol oynayan aşılama ile bazı hastalıklar sıfırlanmışken, 2012’den itibaren yeniden artış gözlenmekte.
Bunların en bilinenlerini ÅŸöyle sıralayabiliriz;
Kızamık hastalığında yabancı kökenli vatandaÅŸlarda 31 vaka tespit edilirken, 2013’de bu rakam 674’e yükseliyor.
Türk Tabipleri BirliÄŸi’nin yaptığı çalışmalar da baÅŸka bir gerçeÄŸi gözler önüne seriyor. TTB’nin verilerine göre, 2008’de kızamık vakası ülke genelinde 0 olarak görülüyor. Yine TTB verilerine göre, sıfırlanan bu hastalık 2011’de 111. SaÄŸlık Bakanlığı bu 111 vakanın tamamını dışarıdan gelmiÅŸ gibi gösterse de, Uluslararası SaÄŸlık Kaynakları verilerine göre, bu vakaların sadece 11’inin dışarıdan kalanların ise yerli vaka olduÄŸunu gösteriyor.
Yani, sıfırlanan bir hastalık resmi verilere göre bizim ülkemizde yeniden mücadele edilmesi gereken bir hale gelmiÅŸ durumda.
Veremli hasta sayısı 2016’da halen 11 bin 305. 2012’de görülen yabancı tüberküloz vakası 249 iken, 2016’da 881’e yükselmiÅŸ.
Sıtma; 2012-2016 yılları arasında her yıl ortalama 250 ile 350 arasında değişen vaka tespit edilmiş.
Bunların hepsi ciddi riskler içeren verilerdir.
Yine bizim yıllardır mücadele ettiÄŸimiz Åžark Çıbanı hastalığı; 2012’de 117 iken, bu oran 2013 yılında inanılmaz bir artış göstermiÅŸ ve 3094’e çıkmış. Daha sonra 2014’de 2672, 2016’da ise 1086 vaka tespit edilmiÅŸ.
2016’da 56 bin 896 ishal vakası tespit edilirken, solunum yollarına baÄŸlı hastalıklar 427 bin’e kadar yükselmiÅŸ.
Yıllar itibariyle kamplardaki göçmen sayılarının artması ile burada yaÅŸayanlar bir süre sonra ülkenin belli yaÅŸam merkezlerine göç etmek zorunda kalmıştır.
Sorun burada bitmiÅŸ midir?
Elbette ki devam etmektedir, kamp dışında kalan göçmenlerin büyük çoÄŸunluÄŸunun uygunsuz koÅŸullarda hayatlarını sürdürmeye çalıştıkları hepimizin bildiÄŸi bir gerçektir.
Burada dikkate alınması gereken başka bir istatistik daha vermek gerekiyor:
Bugüne kadar, Suriye’li sığınmacıların tedavileri kapsamında ;
- 953.466 bin ameliyat gerçekleÅŸtirildi.
- 1.143.393 hasta yatarak tedavi gördü.
- 25.919.750 milyon poliklinik hizmeti verildi.
- 224.750 bin Suriyeli bebek Türk topraklarında doÄŸdu.
Bu son rakam bile, savaÅŸlardan çocukların ne kadar çok etkilendiÄŸinin en önemli kanıtı.
Yine resmi verilere göre, Türkiye’ye göç eden Suriyelilerin 1,5 milyonu çocuk.
SavaÅŸtan en çok çocuklar zarar görüyor.
Bedenen, ruhen ve sosyal yönden çok ciddi hasar görüyorlar.
Onun için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu kriz baÅŸladığı ilk günden bu yana diyoruz ki;
SavaÅŸ çözüm deÄŸildir, diplomasi önemlidir.
AKP iktidarı, gerçekçi bir devlet politikasını uygulayamadığı için diplomasinin var olan kurallarının dışında hareket ettiÄŸi için ve komÅŸu devletlerle yürüttüÄŸü düÅŸmanca tavırlar sonrasında Türkiye çok ciddi bir sığınmacı sorunu ile karşı karşıya kalmıştır.
AKP’nin yöneticileri ÅŸimdi politikalarının yanlış olduÄŸunu bir kez daha anlamış olacaklar ki, geçmiÅŸte “başımızın tacı” dedikleri Suriyelisığınmacıları ÅŸimdi “İlanihaye saklayacak halimiz” yok diyerek göndermek istemektedir.
Ben de buradan sormak istiyorum; 2011 yılından bu yana devam eden bu göç dalgası ve artık ülkenin hemen hemen her iline dağılan bu sığınmacıları nasıl geri göndereceksiniz?
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Gaziantep’te, Mersin’de yaÅŸamlarını kuran bu insanları tek tek tespit edip sınırdışı mı edeceksiniz?
Yoksa sadece kamplarda yaÅŸayan insanları mı geri göndereceksiniz?
Tüm bu yaÅŸananlardan sonra Atatürk’ün o eÅŸsiz sözünü bir kez daha güçlü bir ÅŸekilde hatırlıyoruz ve haykırıyoruz;
Yurtta Barış, Dünyada Barış…
