Yeminli Mali Müşavir Ahmet AKIN yazdı - Son ayların gündemi “demokratik açılım” tartışmalarında, SHP’nin 1989 yılında Deniz Baykal başkanlığında Fuat Atalay, Hikmet Çetin, Cumhur Keskin ve Eşref Erdem tarafından hazırlanan “SHP’nin Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri Raporu” ile CHP’nin 1999 ve 2001 yıllarında yayımladığı “Doğu ve Güneydoğu ile Demokratikleşme ve İnsan Hakları” raporları yeniden gündeme gelmiştir. 1989 raporunun ardından Devlet Güvenlik Mahkemesi soruşturma başlatmıştı.
Aslında, sanılanın aksine Deniz Baykal bu raporların arkasında durduğunu söylemesine rağmen, anlamak istemeyenler kafa karıştırmaya devam ediyor. Baykal’ın söylediği, “Başbakan Erdoğan’ın yöntemi ayrımcılığa götürür, yanlıştır ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni zayıflatır” doğrultusundadır. CHP’nin Türkiye Cumhuriyeti Devlet’ini kuran parti olması hassasiyetini artırmaktadır. Baykal, nedenlerini ve olacakları da detaylandırarak anlatmaktadır. Baykal’ın 1989 raporuna yazdığı “sunuş” yazısındaki görüşlerine katılmamak elde değil. Bu sunuş yazısında Baykal şöyle demektedir: “ Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin başarıya ulaşabilmesi için tabu sayılan konuların bir bir ele alınıp açıklığa kavuşturulması gerekir. Arkadaşlarımızın ortaklaşa emeğinin ürünü olan bu çalışmada, Türkiye’nin demokratik bir toplumsal yapıya kavuşabilmesi için çözmesi şart olan kürt sorununa, ilk defa iktidara aday kitlesel bir partinin uygulama programında yazılı bir belge ile yer veriliyor. Resmi politikaların yok saydığı bu konu önyargısız bir anlayışla, korkusuzca tartışılmadığı sürece toplumsal barışı sağlayacak siyasi programların ortaya çıkarılması olanaklı değildir. Türkiye, insanların dil, etnik köken, gelenek, kültür farklılaşmasını toplumun bütünlüğü içinde ortaya koymaktan korkmamalıdır. Devletin bu farklılaşmaları yasaklar koyarak engelmesi de özendirmesi de yanlıştır. Asimilasyona, var olan bir etnik yapıyı inkara dönük yaklaşımlarla bu sorunun çözülemeyeceği artık anlaşılmalıdır. Bu çalışmayla kürt sorunu kapalı kapılar ardında konuşulan ve sözün belirsizliğine dayanan bulanıklığından kurtularak partimiz öncülüğünde gün ışığına çıkmış oluyor.” CHP’nin 1999 ve 2001 yılında Algan Hacaloğlu başkanlığındaki komisyonlar tarafından hazırlanan raporlarda yer alan değerlendirme ve önerilerde 1989 raporu ile örtüşmektedir. Bu raporların bazı bölümlerinden örnekler verecek olursak şunlar ifade edilmektedir: “Feodal yapı aşılmadan, eşitsizlikler giderilmeden, sosyal devlet yapılanması kökleştirilmeden sorunlara kalıcı çözüm sağlanamaz. Terör iç ve dış bölgesel boyutları olan bir sorundur. Tüm siyasal görüşler özgürce örgütlenebilmelidir. Düşünce suç olamaz. Teröre doğrudan bulaşmamış olanlara genel af çıkarılmalıdır. CHP’nin 2008 Aralık ayında gerçekleştirilen program ve tüzük kurultayında kabul edilen “Çağdaş Türkiye İçin Değişim” başlıklı yeni programında da şu görüşlere yer verilmiştir: “CHP, etnik kimliğini bireysel olarak vurgulamak isteyenleri saygıyla karşılar ve etnik kimliği insanların şerefi sayar. Her etnik kökenden yurttaşımızın kendi irade ve talepleri çerçevesinde kendi anadilini özgürce kullanabilmelerini, özel dershaneler ve kurslar gibi kurumlar kurarak anadilini özgürce öğrenebilmeleri ve öğretebilmelerini çağdaş demokrasi anlayışının gereği sayar.“ Görüldüğü gibi Baykal ve CHP’nin demokratik açılım konusundaki tutarlı davranışı devam ediyor. Sanırım Başbakan Erdoğan’ın CHP’ye yaklaşımı konusunda bazı problemler var. CHP’nin kırmızı çizgilerinden iki tanesi bellidir. Bunlardan birincisi, kürtçenin ya da bir başka dilin resmi dil olmasını kesinlikle kabul etmemesidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tek resmi dili türkçedir ve Cumhuriyet varolduğu sürecede öyle kalacaktır denilmektedir. Olmazsa olmaz kırmızı çizgilerinden bir diğeri ise, kürt kimliğinin anayasal güvence altına alınması yani anayasada yer almasıdır. Yaklaşık yüzde sekseni Türklerden oluşan Türkiye Cumhuriyeti toprakları içinde Kürtlerle birlikte Araplar, Çerkezler ve Zazalarda önemli etnik gruplardır. Bu anlayışın hakim kılındığı Yugoslavya Cumhuriyeti’nden yedi ayrı Devlet çıkarıldığı unutulmamalıdır. Üniter Devlet ve Ulus Devlet temeli dikkate alınarak, kısıtlamaların kaldırılması ve çağdaş, kalıcı çözümler içeren entegrasyon politikaları sunulması gereklidir. Siyasal iktidar tarafından demokratik açılım konusunda çok şeyler söylenmekte ancak somut öneriler ortaya konulmamaktadır. Örneğin, CHP’nin kırmızı çizgileri hakkında Başbakan’ın görüşleri nelerdir. İktidar ve ana muhalefet birbirlerine kuşku ile bakmaktan ziyade, bir araya gelerek neler yapabilecekleri konusunda görüşmelere başlasalar, bir çok konuda aynı şeyleri düşündüklerini göreceklerdir. Demokratik Toplum Partisi’nin ise hiçbir şekilde tatmin olmayacağı anlaşılmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde olmadığı bir demokratik açılım sürecinin başarılı olması çok zordur. Pasif ve yetersiz ana muhalefet partisi olmasından dolayı çok eleştirdiğim CHP’nin, demokratik açılım konusunda doğru politikalar izlediğini düşünüyorum. Başbakan Erdoğan’ın çabalarının boşa gitmemesi için Baykal’la bir araya gelmesi şarttır. Başka TÜRKİYE yok.
